Yazar • 22:53• Dürbün

Dürbün: Eylül’de Çıkacak Oyunlar (2025)

Geçtiğimiz ay sanki yetmezmiş gibi Eylül’de çıkacak oyunlar da fazlasıyla güçlü. Bütçe dostu olmayan bir ön sipariş listesi önümüzde duruyor.

Ahoy!

Kredi çekip varı yoğu oyuna gömeceğimiz aylar başlıyor. Malum, oyunlar 2000-3000 TL gibi fantastik rakamlara çıkar oldu. Artık 1000 TL bandı için normal diyoruz. Geçtiğimiz ay sanki yetmezmiş gibi Eylül’de çıkacak oyunlar da fazlasıyla güçlü. Bütçe dostu olmayan bir ön sipariş listesi önümüzde duruyor. Sürpriz yapabilecek isimler de bulunuyor: Hell is Us gibi. Cronos için ise sürpriz demek yanlış olur zira Bloober Team, kendisini fazlasıyla kanıtladı. Yönetim/Strateji türüne dair de bir sürü isimle karşılaşacağız ki, dürbünlediklerim de bir hayli fazla. Aynı kakanın laciverdi gibi dursa da Borderlands 4’e el atma “riskim” de yok değil.

Yalnız bak! Crimson Desert’ın yakın tarihte ertelenmesi aşırı üzdü. Feci yükseliyordum bu sene için ama bu kadar beklediğim bir oyunun kusursuz çıkması elbette ilk tercihim. Diğer tarafta gelecek ay zaten irdeleyecek olsam da Battlefield 6’nın betasını beğendim. Eski BF havası fazlasıyla hakim. Başta netcode olmak üzere (o nasıl TTD’dir) ciddi eksikleri olsa da düzeltilmeyecek şeyler değil. Sanırım, “Remember, no pre-order” mottosuna ihanet edeceğim.

  • Shamania (1 Eylül 2025)
  • Metal Eden (2 Eylül 2025)
  • Blade & Soul Heroes (2 Eylül 2025)
  • Lord Ambermaze (2 Eylül 2025)
  • Demonschool (3 Eylül 2025)
  • Hirogami (3 Eylül 2025)
  • Daemon X Machina: Titanic Scion (5 Eylül 2025)
  • NBA 2K26 (5 Eylül 2025)
  • Garfield Kart 2 – All You Can Drift (10 Eylül 2025)
  • Dead Reset (11 Eylül 2025)
  • Borderlands 4 (12 Eylül 2025)
  • Roman Empire Wars (14 Eylül 2025)
  • Trailer Park Tycoon: Raccoon Ranch (15 Eylül 2025)
  • Troublemaker 2: Beyond Dream (15 Eylül 2025)
  • Master of Command (17 Eylül 2025)
  • Strange Antiquities (17 Eylül 2025)
  • Goblin Cleanup (18 Eylül 2025)
  • Formula Legends (18 Eylül 2025)
  • Superhero Simulator (18 Eylül 2025)
  • Towa and the Guardians of the Sacred Tree (18 Eylül 2025)
  • Marisa of Liartop Mountain (19 Eylül 2025)
  • HYKE:Northern Light(s) (19 Eylül 2025)
  • Wander Stars (19 Eylül 2025)
  • Endless Legend 2 (22 Eylül 2025)
  • The House of Tesla (23 Eylül 2025)
  • Silent Hill f (25 Eylül 2025)
  • Agatha Christie – Death on the Nile (25 Eylül 2025)
  • Consume Me (25 Eylül 2025)
  • Sonic Racing: Crossworlds (25 Eylül 2025)
  • Lego Party (30 Eylül 2025)
  • True Vikings (30 Eylül 2025)
  • Alien: Rogue Incursion Evolved Edition (30 Eylül 2025)
  • Final Fantasy Tactics – The Ivalice Chronicles (30 Eylül 2025)

Moros Protocol

Eylül’de çıkacak oyunlar, fazlasıyla hareketli bir Dürbün girişi yapıyor. “Keşke klasik bir FPS olaydı” diye düşündüğüm fakat özellikle oynanışın şahane görünmesiyle fikirlerimi esnettiğim bir oyun Moros Protocol. Ayrıca bölüm tasarımında hand-crafted tasarlanan bölümlerin rastgele olanlarla tasarlanması da benim için önemli. Dümdüz rastgele olsa sıkılırdım fakat bu şekilde mantıklı kombinasyonlar genelde güzel sonuçlar veriyor. Zaten oyun kendini Retro FPS, Roguelike ve bölüm sonu canavarları tarafında Soulslike olarak tanımlıyor.

Hikaye olarak terk edilmiş bir uzay gemisindeyiz ve yalnızız. Bizi yönlendiren gizemli bir ses dışında her şey düşman. Biz ilerleme kaydettikçe gemi sürekli değişim gösteriyor. Karakter gelişimi klasik roguelite tarzında. Oynanış ise kesinlikle oyunun en güçlü yanı. Hızlı, akıcı ve her tarza cevap verebilecek türden tasarlanmış. Çift silahtan tekmeye kadar oyun anlayışımıza göre çatışmalara giriyoruz. Ayrıca çevre öğelerini doğru kullanmak da çok değerli. Grafikler ise bir diğer bayıldığım öğe oldu. Prodeus’u andıran sanat tasarımı hem old school hem de modern bir hava vermiş. 4 Eylül’de Borderlands için para çıkışmazsa acısını Moros ile çıkaracağım.

Hell is Us

Hell is Us, Eylül’de çıkacak oyunlar içerisinde en merak ettiklerimden birisi. Geliştiricinin de de getirdiği üzere ağır bir Death Stranding etkisi hakim. Rogue Factor’ün elinden daha önce Mordheim ve Necromunda’yı oynamıştık. HiU ise bambaşka bir türde. Hikaye oldukça ilginç ve günümüze yönelik mesajların kesinlikle verileceğini düşünüyorum. İç savaştan ötürü harap olmuş bir ülkede olduğumuz yetmiyormuş gibi bir de doğaüstü yaratıklara karşı koyacağız. Hikaye ağırlıklı bir yapısı olacağı için Türkçe dil desteğinin olması nefis. 

Beni en en en meraklandıran konu, keşif. Herhangi bir görev belirteci veya pusula olmadan, tamamen kendi becerilerimizle yolumuzu belirleyeceğiz. Bu kafaya her zaman bayılırım. Bir datapad bulunacak ve gezdiğimiz, gördüğümüz, bilgi aldığımız her yerin bilgisi buraya kayıt olacak. Fakat klasik bir harita yapısı olmayacak. Yani toplanan bilgileri doğru kullanmak bizim elimizde. Benzer mantık diyalog sistemi için de kullanılmış. NPC’lerle yaptığımız konuşmalarda ekranda bilgi alanları da var. Harita ise yarı açık dünya olarak tasarlanmış. Savaş sistemi Soulslike gibi dursa da değil. Benzerlikler var fakat o derece bir zorluk ve ceza sistemi yok. Yaratıklar, standart silahlardan hasar almıyor. Onlar için dövülmüş özel silahlar var. Bu da oyunun modern zamanlarda geçip niye kılıç – kalkanla dövüştürdüğünü açıklıyor. Ayrıca destek amacıyla bir dron kullanıyoruz. 4 Eylül’de T.C. simülasyonunun oyun versiyonuna dalıyoruz, ehe. 

Sintopia

Geçenlerde Dürbün’ün ilk yazısına baktım. Ne akla hikmetse “erken erişimde olmayan oyunlar” diye bir ibare kullanmışım. Ulen erken erişimleri çıkarırsak, Dürbün mü kalır? Artık her yer erken erişim, ehe. Neyse ama artık alıştık. Sintopia’nın konsepti pek şeytani. Dungeon Keeper ve Black & White karışımı diyolla. Cehennemin yöneticisi olacağız. Ne kadar çok günah “çekersek”, o kadar zengin olacağız. Yani para birimimiz günah. Cehennemde inşaat, personel yönetimi gibi ıvır zıvırla uğraşırken, yerin üstünde ise Humu adındaki insancıkların hayatına karışacağız.

Strateji ve Yönetim Simülasyonuna dair öğe çeşitliliğini beğendim. Fizik motoru çok keyifli duruyor ve bu yüzden tanrıcılık oynamak biraz sadist fakat tatminkar bir his bırakacaktır. Günahları dengede tutmak adına Humular’ı cezalandırabiliyoruz. Eğer günahkarlığın ucu kaçarsa bu sefer de şeytani istila başlıyor ve işler iyice karışıyor. Bu yüzden dengeli biçimde “para” kazanmaya çalışmalı ve ruhları arındırmalıyız. Erken erişim versiyonunda aslında birçok eksik var. Benim için önemli olan başta sandbox ve sonra da senaryo modu, ilk yayınlanan halinde olmayacak. Rastgele mücadelelerin sunulduğu ve bina, büyü gibi öğelerin sayıca az olduğu Challenge modunu oynayacağız. Fakat tam sürümün 8 aya kadar yetiştirilmesi planlanıyor. Yani erken erişim çok uzun sürmeyeceği için ilk günden alıp kenara koyabilririz. Sintopia, beni bayağı meraklandırdı. Keşke direkt çıkaydı da alaydık. 4 Eylül’de Supernatural’deki Crowley gibi takılıyoruz King of Hell!

Cronos: The New Dawn

Yav normalde bu aralar hiç korku oyunu modunda değilim. Lakin Cronos, hem muazzam görselliği hem de Bloober’ın elinden çıkmasıyla olmayan gerilim ihtiyacını oldurdu. Değişim adındaki (Evet, Türkçe dil desteği var) global bir felaket sonucunda Dünya yok olmanın eşiğine gelmiş. Burada konu bayağı bir ilginç hale geliyor. Geçmişe giderek, Değişim sırasında hayatını kaybeden ve kritik role sahip kişileri bulup onların ruhlarını geleceğe taşımak zorundayız. Fakat ne kadar ruh taşırsak, üstümüzdeki özel kıyafet lanetli hale geliyor ve bizi deliliğe sürüklüyor.

C:TND, düşman tasarımlarından oynanışa kadar Dead Space’e felaket özenmiş. Belki de hiç göremediğimiz, özüne sadık Dead Space devamı gibi bir etki de bırakabilir. Çünkü grafikler sayesinde atmosfer inanılmaz duruyor. Bloober’ın Silent Hill 2 başarısını düşününce hype konusunda elimi korkak alıştıramıyorum. Geçmişte 80’ler Polonyası’nda, gelecekte ise bambaşka bitik bir dünyada bulunmak bayağı bir farklı hissettirecektir. DS’deki gibi kaynaklar kısıtlı olacak ve mermileri çar çur edersek, zamanın bir noktasında çürüyen bir ceset halinde kalacağız. Çürüme demişken, düşmanlar için farklı bir mekanik düşünülmüş. Öldürdüğümüz ecinniler, ölü olarak kalmıyorlar. Diğerleriyle birleşip daha güçlü ve ürkütücü hale geliyorlar. Bu yüzden parçalamak veya kafadan vurmak yetmeyecek. Onları tamamen yakmadan rahat edemeyeceğiz. Açıkçası fena halde oynayasım var ama bu takvimde şans verememe ihtimalim de çok. 5 Eylül’de Isaac abimizin kulaklarını çınlatıyoruz.

Fata Deum

Sintopia’da oynadığımız tanrıcılık kesmezse bir alternatifimiz daha var. Fata Deum, Eylül’de çıkacak oyunlar arasındaki bir diğer Tanrı ve Şehir Kurma türündeki isim. Bu sefer diğer tanrılarla “takipçi” yarışına gireceğiz. Yani en çok inananı olan kimse o daha güçlü olacak. Nasıl bir tanrı olacağımızı kendimiz belirleyeceğiz. Krallığımızda güneşin altında ekinler mi yükselecek yoksa yanıp kül olmuş topraklarda korkuyla mı hüküm süreceğiz? Muhtemelen birilerine kızıp acısını gariban halktan çıkaracağız, ehe.

Şehir kurma mekaniği çok büyük ölçekli değil. Tadında bırakılmış ve hoş grafikler sayesinde köylerin özellikle yukarıdan görünümleri keyifli. Halkın ihtiyaçlarını eksiksiz giderebildiği bir köy inşa etmek önemli. Her ne kadar korkuyla da bizi takip etmelerini sağlayabilsek de özgür iradeleri sayesinde “kafir!!!” olmaları mümkün. Bu yüzden denge önemli. Gündüzleri halkı yönlendirme üzerine gidip daha pozitif işler yaptıracağız. Geceleriyse manipülasyon ile diğer köylere baskınlar bile yaptırma imkanımız olacak. Fakat erken erişimde yayınlanacağı belirtilse bile klasik geliştirme bilgileri henüz paylaşılmamış. Bu yüzden detaylı bilgi veremiyorum. 15 Eylül’de Sintopia’da aldığımız kötülük gazını burada çıkarıyor ve hayır duası alıyoruz.

Realms of Madness

2D Strateji türü, Kingdoms sağolsun bayağı bir popüler oldu. Realms of Madness da aynı yolu takip edecek fakat ölçeği bayağı bir büyütecek. Ordumuz; kara, hava ve deniz kuvvetlerinden oluşacak. Fakat fantastik bir evrende olduğumuz için denizde su canavarlarıyla, havada ise kanatlı yaratıklarla saldıracağız. Saldırı kadar savunma da önemli olacağı için düşman kalelerinden daha güçlü bir yapı inşa etmemiz gerekecek. Hem güçlü surlar kurmalıyız hem de içerideki üretimin durmaması için süreci doğru planlamalıyız.

Kingdoms ve türevleri daha ufak çatışmalar sunarken, RoM’da ise 2D perspektifinde koca koca bölükleri yöneteceğiz. Ünite çeşitliliği fazla. Standart Orta Çağ üniteleri cepte. İşte piyadesidir, okçusudur, gemisidir, kuşatma kulesidir vs. Total War kafası. Asıl önemli olan troll, canavar gibi mitolojik birimler. Bunlar sayesinde oyun farklı bir tat kazanıyor ve çeşitlilik oldukça artıyor. Ayrıca savaşlar daha ölümcül görünüyor. İzlemesi pek keyifli. Hem askerler hem de biz, savaş kazandıkça gelişiyoruz. Deneyimli askerler daha kıymetli hale gelirken, bizim de özel güçlerimiz açığa çıkıyor. Bunun yanında kalenin fonksiyonel gelişimiyle alakalı bir yetenek ağacı var. 15 Eylül’de Miğfer Dibi ve Minas Tirith kuşatması görmüş bir jenerasyon olarak, çok zorlanacağımızı sanmıyorum. 

Voyagers of Nera

İlk olarak gözlemleyip daha sonra almaya yelteneceğim bir co-op Hayatta Kalma. Okyanus ve ada temalı her şeye ekstra ilgi göstersem de VoN’un solo olarak da keyif verip vermeyeceği önemli. Zira böyle güzel görünen bir oyun dünyasını usul usul, yavaş yavaş keşfetmek isterim. Adalar, suyun altı ve üstü şahane duruyor. Eğer solo haliyle eğlendirir ve çıkışında fantastik bug’lar olmazsa (ki bu tür için yaygındır) cüzdanda para var mı diye sorgulatır. 

Oyunun hayatta kalma mekaniklerinde devrimsel bir şey yok. Yine kaynak toplayacak, üs inşa edecek ve adalarda veya suyun altında karşılaştığımız düşmanlara karşı mücadele edeceğiz. Suyla bolca haşır neşir olmamız, dalmamız, tekneler üretmemiz gibi detaylar merak uyandırıcı. Farklı biyomlardan oluşan dünyayı bu şekilde keşfedeceğiz. Beni tek düşündüren şey, erken erişim süreci. Bu dönemle alakalı ileriye veya şimdiye yönelik en ufak bir yol haritası belirlenmemiş. Bu açıdan biraz korksam da yayınlanan demoya bile özen gösterilmesi ve sürekli olarak güncelleme yayınlamaları umut verici. 16 Eylül’de avladığımız balıkların yanına bir de büyük damıtıp plajda yazın son tatilini yapıyoruz. 

Pompeii: The Legacy

Başarılı olup olmayacağı konusunda şu aşamada bir fikrim olmasa da post-apokaliptik Pompeii’de şehir kurma fikri güzel. Tek kişinin elinden çıkmasına rağmen en azından Steam sayfasındaki derli toplu bilgilere dayanarak, oturaklı bir iş gibi görünüyor. Erken erişimde 6 ay kadar kalmayı planlaması da ümitlerimi arttıran bir done. Zira ilk sürümde ana oyunun büyük çoğunluğu, tamamen seslendirilmiş senaryo modu ve sandbox modu yer alacak. Erken erişim sürecinde ise ilk etapta kısıtlı sunulan ordu ve savaş mekanikleri geliştirilecek.

Vezüv felaketinin 20 yıl sonrasında, şehri yeniden ayağa kaldırmaya çalışan Romalı bir ailenin liderini canlandıracağız. Şehrin tüm sorumluluğu bizde. Şehir kurma oyunlarının klasik üretim ve tedarik ağı elbette burada da bulunacak. Fakat oyunun hem senaryo modunda hem de genel oynanışında dayandığı tarihsel gerçeklik hassasiyeti, keyifli bir “dönem oyunu” deneyimi yaşatacaktır. Senaryo modunda 200 senelik bir zaman diliminde gerçek liderlerle beraber çalışacağız. Anadolu’ya kadar uzanan ticaret rotaları kurup şehrin ihtiyacı olan fakat üretemediğimiz hammaddeleri tedarik edeceğiz. Ayrıca araştırma ve geliştirme sistemi de oyunda önemli yer tutacak. Farklı dallarda gelişim göstereceğiz. Yalnız dikkat, başta Vezüv tehlikesi olmak üzere doğal afetler hala daha şehri tehdit edecek. 16 Eylül’de tarihe tekrar birer kül heykeli olarak iz bırakmak istemiyorsak, halkın parasını çalıp çırpmadan yine halka yatırım yapıyoruz. Sosyal mesaj, yeah <3.

Ages of Cataria

Bu kadar gaddar tanrılı oyundan sonra azıcık huzur içinde kasabamızda takılıp çiftçilikle uğraştığımız bir oyun gerekliydi. Tam bir Koloni Simülatörü fakat yaşam döngüsü, oyunun here noktasına işlemiş. Minimal nüfusla kurulan kasabamız, geliştikçe daha fazla kişinin dikkatini çekecek ve kalabalık hale gelecek. Şehir kurma kısmı hakkında çok detaylı bilgi yok fakat Settlers gazını alsa yeter. Binaları temelden çıkıp bitiminde en ince detayına kadar dekore edeceğiz. Dekorasyon seçenekleri gayet bol gibi duruyor.

Yaşam döngüsü mekaniğini sevdim. Kasabada doğan veletler, büyüyecek, anne – baba olacak, yaşlanacak ve ölecek. Her bir birey, yeteneği ve yaşadıklarıyla halkın üzerinde bir iz bırakacak. Göçüp giden her bir ruh, kasabanın ruh ağacına geçiş yapacak. Öteki dünyada bir hayır duası alacaklar veya kendilerini sevenler onlara hediye bırakacak. Biz ise müteahhit gibi takılıp sadece inşaatla uğraşmayacağız. Halkın tüm ihtiyaçları için ne gerekiyorsa planlayıp hayata geçirmeliyiz. Ayrıca oyun boyunca rastgele olaylar yaşanacak. Bu anlarda mini mini kararlar alacağız. 16 Eylül’de köyün delisi rolüne bürünüp sakin geçen kırsal hayata renk katıyoruz.

Letters to Arralla

Gün gelecek, “Bir şalgamı kontrol edeceksin ve bu fikir sana cazip gelecek <3” deseler hakikaten heyecanlanırdım. Ciddiyim bak; muazzam olay. Aşırı rahatlatıcı bir havası var. Eylül’de çıkacak oyunların arasındaki en en en tatliş şey. Arralla adındaki bir Avustralya adasında, postacı olarak görev alacağız. Postacıyız fakat müşteri mahremiyeti önemsiz ve hatta halk da bunu takmıyor. Taşıdığımız mektupları açıp okuyarak başta bulmacalarla alakalı bilgi topluyor ve karakterlerin hikayelerini öğreniyoruz. 

Postacılık oyunun ana amacı. Ada sakinlerinin ihtiyaçlarını öğrenebileceğimiz yegane bilgi kaynağı postalar. Burada aldığımız bilgilerle görsel bulmacaları çözüyoruz. Oynanış tamamen kafa dağıtma üzerine kurulu. Keşif ise bu hissiyatı vermek için kullanılan en temel mekanik. LtA, bizden acele etmemizi istemiyor. Aksine sakin bir tempoda oynamamız konusunda bizi yönlendiriyoruz. Adada gezerken bir sürü irili ufaklı mini oyun ve aktiviteye denk geleceğiz. Fotoğraf çekmekten oraya buraya bir şeyler fırlatıp eğlenmeye kadar yapacaklarımız türlü türlü.16 Eylül’de buz gibi şalgamı bol acılı söyletiyoruz. 

Mai: Child of Ages

Küçük, minnak bütçeli bir 3D Platform gibi görünse de özgün yaklaşımıyla dikkat kesilmemi sağladı Mai. Zamanda yolculuk yapabildiğimiz, renkli bir fantastik dünyası var. Geçmiş ve gelecek arasında gidip gelerek, Mai’nin hem çocukluğunu hem de gençliğini yönetiyoruz. Bu zaman farklılıkları, Metroidvania altyapısını farklı biçimde destekleyecektir. Keşif için bolca fırsatımız olacağa benzer zira ana senaryo 20 saati aşacakmış. Açık dünya konusunda bir bilgi yok ya da ben göremedim fakat bölüm bölüm geniş haritalarda oynayabiliriiz. Üretiim, toplanabilir öğeler, co-op modu ve uzay – zamanı değiştirme yeteneği gibi mekanikler sayesinde oyun süresi için yoğun bir beklentim var. Türkçe desteğinin olması sevindirici.

Zamanda yolculuk sadece farklı dönemleri yaşamamızı sağlayan basit bir mekanik değil. Ayrıca oynanışı da direkt etkiliyor. Yoğun platform öğelerinin olduğu oyun yapısı, gelecekte geçen bölümlerde Hack’n Slash’e evriliyor. Ayrıca küçüklüğümüzde yaptığımız eylemlerin etkisini büyüdüğümüzde görebileceğiz. Bu iyi kullanılırsa çok yaratıcı içerikler ortaya çıkar. Dövüş mekanikleri temel seviyede. “Savur, vur, korun ve kaçın” şeklinde sade bir savaş sistemi var. Açıkçası oyuna dair beklentilerim bu tarafta değil. Hem düşman tasarımlarını beğenmedim hem de asıl keyifli noktalar, geriye kalan içeriklerde gibi görünüyor. Bu yüzden oyunun keşif ve bulmaca kısımlarını daha fazla merak ediyorum. 18 Eylül’de Cronos ile beraber Mai’de de bir ileri bir geri gitmekten devreleri yakacağız.

Dying Light: The Beast

Deli gibi hype yaptırmadı fakat has, özünden Dying Light deneyimi sunacağı için bir ön sipariş tadı vermedi de değil. DL 2 iyiydi, güzeldi. Sıkılmadan da oynadım ama bak neredeyse hiç gerilmedik. İlk oyun ise gerek önceden tasarlanan sahneleri, gerekse de genel mekanikleriyle hem zorluk hem de gerilimi aynı anda veriyordu. Tam bir köklere dönüş olacak diyebiliriz. Ve evet, geceler yine çok “hareketli” geçecek <3. Eylül’de çıkacak oyunlar içinde en beklediğim oyundur.

Şu ana kadar açıklanan ve gösterilen her şey nefis. Kyle Crane bir kere geri dönüyor. Hem insan hem canavar DNA’sına sahip olduğu için bu sefer ekstra tehlikeli. Her iki tarafın avantajlarını dilediğimiz şekilde kullanacağız. Parkur mekanikleri devrimsel değil fakat akıcı duruyor. Ateşli silahlara tekrar “hoşgeldin” diyoruz; DL 2’de biliyorsunuz ki, ateşli silahlar yoktu. Araç kullanımının geri dönmesi de harika. The Following’de az zombi ezmedik.   Oyunun Alp Dağları temalı yeni bölgesi ise beni ayrı bir meraklandırdı. Farklı bir tema ve ortamda hayatta kalmaya çalışacağız. Devasa bir harita yerine dolu dolu ve kompakt bir dünyaya adım atacağız. Bunun dışında DL2’den sonra tamamen değişen bir oyun yok fakat ilk 2 oyunun güzel yanlarının harmanlanması fikri cezbedici. 19 Eylül’de içimizdeki davarı serbest bırakıp zombileri eze eze yeniden doğduklarına pişman ediyoruz.

Aztecs: The Last Sun

Ertelenerek Eylül’de çıkacak oyunlara dahil olan bir Strateji. Şehir Kurma türünü ne kadar sevdiğim malum. Özellikle yaz aylarında aşırı keyifli oluyor. Aslına bakarsanız bu türden çok fazla talebim yok. Savaşmayı pek sevmem. Uslu uslu köyümü geliştireyim, ekinleri toplayayım, inekleri mıncırayım ve diğer köylerle ticaret yapayım. Olayım budur. Aztecs, bu formülün dışında da işler yapacak olmasına rağmen yine de ilgimi çekti. Özellikle görsel detayları ve Aztek gibi mistik bir medeniyeti konu alması nazarımda bir “+”.

İşin doğaüstü kısmını tanrılar oluşturacak. Onları ya kızdıracak ya da sevindireceğiz ve elbette sonuçları olacak. Hatta tanrılara halktan kurban vermek gibi ilkel gelenekleri de sürdüreceğiz, öhö. Yerleşimi Ay Tanrıçası’na karşı savunmak zorundayız ve bu yüzden diğer tanrıların desteği şart. 25 adet farklı bina tipi bulunacak ve bunları geliştireceğiz. Genel şehir kurma mekaniklerinin dışında ekonomik, dini ve hayatta kalma sistemlerini dengeye oturtmak gerekecek. Halk arasında bir de sınıf sistemi mevcut. Su kaynakları ve kanallar çok değerli olacak zira yeni alanları sulayarak yaşanabilir kılacağız. Erken erişimde yayınlanacak olan oyunun temel bütün işlevleri ilk versiyonda bulunacak. 1 sene civarındaki ek geliştirme süresinde ise oyun her anlamda genişleyecek. Araştırma ekipleri göndererek değerli kaynaklar elde edeceğiz. Senaryo modunun erken erişimle ilintisi hakkında net bilgi verilmemiş. 23 Eylül’de garibanları kurban edip kendi lüks sarayımızda takılacağız.

EA Sports FC 26

FC’yi ya da hala daha ağız alışkanlığıyla Fifa’yı normal şartlarda dürbünlemeyi pek düşünmezdim ve Eylül’de çıkacak oyunlar arasına almazdım. Fakat duyuru fragmanındaki cesur mesajları sevdim ve özellikle menajerlik moduna yapacakları dokunuşları ekstra merak ettim. Fragmanda dile getirilen temel mesaj şuydu: Oyuncuların şikayetlerini dikkate alıyoruz. 25 ve daha önceki sürümlerde şikayet ettiğimiz, oynanışa dair çoğu şey olumlu yönde değişecek. Oynanışı tekdüze hale getiren ve beni de rahatsız eden çoğu şeye el atılması heyecan yaratmadı değil. Rekabetçi ve offline modlar için iki ayrı oynanış (hızlı veya gerçekçi) tipi sunulacak. 

Kariyer modu benim için en önemlisi zira fut mut hiç uğraşamam. 1 Ağustos’ta kariyer modunu anlatan bir fragman yayınlandı ve bundan birkaç gün önce “Yav şu oyunda, oyuncuların hikayeleri olsa” demiştim. Buna çok yakın detaylar getirecekler. Futbolcular, artık aldıkları oyun süresinin dışında da taleplerle kapımızı çalacaklar. Takımda yaşam hissi biraz daha fazla verilecek. Parametreleri ve mücadeleleri çeşitlendirmişler. Kulübün el değiştirmesi gibi beklenmedik olaylar gerçekleşecek. Ayrıca kulüp dışında taraftarlar ve medyayla daha fazla etkileşim olacak. Elbette hala bir FM detayı beklemiyorum. Onun için EA’in bayağı bir karbonhidrat alması lazım, ehee. Beni en çok korkutan şey ise slider olayı. Yıllardır slider’ları kurcalamadan doğru düzgün oynayamıyoruz. FC 26 için de üzerinde durulması sıkıntı. Zorluk neyse seçeyim oynayayım bir de onlarca ayarla uğraşmayayım bir zahmet. Eskiden öyleydi. Yine Aralık’taki klasik “Fifa” indirimini bekleyebilirim fakat bu sene ümidim yılın sonunu beklemeden yeni FC’ye başlamak. 26 Eylül’de sırtımızda 45 numara ile ligin içinden geçeceğiz, nihehe.

Red Chaos – The Strict Order

Son dönemde yeniden ve bolca çiçek vermeye başlayan RTS türüne dair ümit veren bir isim Red Chaos. Dünya Savaşı sonrasında ayakta kalmaya çalışan direniş askerleri ya da direkt baskıcı rejimin kendisi olabiliyoruz. İki fraksiyonun da birbirinden olabildiğince farklı olması planlanmış. Geniş ölçekli çatışmalar yaşanacak ve kara – hava – deniz olarak, üç farklı alanda mücadele vereceğiz. Oynanış videolarında akıcı ve hızlı bir savaş sistemi olduğu görünüyor. Eylül’de çıkacak oyunlar için güzel kapanışlardan biri olabilir.

Erken erişimde yayınlanacak olması şaşırtmadı zira stüdyonun ilk oyunu. Fakat 6 aylık bir ekstra gelişim süresi problem değil. Bu süreç içerisinde oyuna eklenecek en önemli şey, senaryo modu olacak. İlk versiyonda ise tam teşekküllü skirmish modu ve eğitim bölümleri yer alacak. Çok oyunculu mod ise bu süreçte oyuncuları oyalayacaktır. Yine erken erişimde her iki fraksiyonun birbirinden ayrışan özellikleriyle yer alması önemli. Elbette, 1.0 çıktığında bolca yeni içerik göreceğiz. 26 Eylül’de daha Tempest Rising’e elimizi sürememişken bir de bunun derdine düşüp kederleneceğiz. 

Bir sonraki Dürbün’de görüşmek üzere!

(Visited 374 times, 1 visits today)
↑
Kapat