Ahoy!
Ulan yine hastayım. Bu sefer durduk yere ateşlendim. Artık domuz gribi mi ne boksa ondan da değilim zira ölmüyor, sürünüyorum. Tam da 50000 tane oyun varken salak salak yatmak sinir bozuyor. Rejuvenation Potion çakıp gerekirse üstüne kendimi Resurrect edeceğim sonunda, ehe.
KCD 2’nin çıkışını bekleyen oyunların bir bir deliklerinden çıktıkları bir haftadayız. 9-15 Şubat’ta çıkacak oyunlar, geçen haftaya göre sayıca oldukça fazla. Tomb Raider IV-VI Remastered, Legacy: Steel & Sorcery, Sancticide, The Executive – Movie Industry Tycoon, Jump King Quest, Darkblade Ascent, Urban Myth Dissolution Center, Afterlove EP, The Legend of Heroes: Trails through Daybreak II, Taco Terror, Project Tachyon ve No-Skin radarıma girenlerdi.
SteamDolls – Order Of Chaos
Müthiş vaatleri olan ve ana karakteri Whisper’ı David Hayter’ın (MGS) seslendirdiği bir Stealth Action. Seslendirme kadrosu yalnızca David reis ile sınırlı değil. Christopher Randolph ve Jennifer Hale de yardımcı rollerde eşlik ediyorlar. SteamDolls, 90’lı yılların sanat tarzını yansıtıyor ve bu yüzden de ekstra ilgimi çekti. Hikaye anlatımında çizgi roman tekniğini göreceğiz ve 2D bakış açısı olmasına rağmen 3D öğeler kullanılacak.
Ön plana çıkarılan 4 kelime var: Aksiyon, keşif, gizlilik ve kan. Castlevania, Hollow Knight, Dead Cells ve Bloodborne gibi sağlam oyunlardan parça parça özellikler alınacak. Stealth, oyunda önemli yer tutacak ama göğüs göğüse geçen çarpışmalar da kanlı geçecek. Bu arada oyunun vahşet dozajı bir hayli yüksek. Distopik bir gelecekte, halkı bayağı kafayı kırmış kocaman bir şehri keşfetmemiz için önümüze koyacaklar. Öldürme dışında hack gibi farklı yeteneklerimiz sayesinde hayatımız kolaylaşacak. Oyun, 1.5 sene gibi bir süre erken erişimde kalacak. 2 kişilik küçük bir ekip tarafından geliştirildiği için son derece normal. Erken erişimde oyunun ana iskeletinin yarısı kadar bir bölümü yer alacak. 11 Şubat’ta “Snakeeee, Snakeeee” diye dolanmama ümidiyle, ehe.

Guns of Fury
Yıllardır ayıla bayıla oynadığımız farklı farkı oyunların bir bileşimi gibi. GoF, hem Metal Slug’dan fazlasıyla ilham alıyor hem Metroidvania türünde ve hem de harika görünen bir oynanışa sahip. Harita, birbirine bağlantılı bir sürü bölgeden oluşuyor ve gayet büyük görünüyor. İlk başta sınırlı sayıda ekipmana sahipken, ilerleyip güçlendikçe farklı yeteneklere sahip olacağız. Ayrıca yeni silahlar ve ekipmanlar alabileceğimiz tüccarlarla karşılaşacağız.
İçerik açısından oyun beni fazlasıyla heyecanlandırdı. Bir kere oynanış aşırı akıcı duruyor. Run & Gun dediğimiz türden hızlı bir aksiyon yapısı var. Ayrıca duvarların veya engellerin parçalanıyor olması haritaya ayrı bir katman katacak. Silah yelpazesi fazlasıyla geniş, yüzlerce deniliyor. Ateşli silahlara bombalar, yakın dövüş silahları ve eşyalar eşlik edecek. Bunları “denemek” için sürüyle düşman tipi ve boss olacak. Fonksiyon açısından birbirinden ayrışan mech seçeneklerini kullanacağız. Ayrıca bu tarz bir oyunda pek rastlamadığımız alternatif sonlarla oyunu bitireceğiz. 13 Şubat’ta kırmızı bandı kafaya sarıyor ve yüz boyasını en tehditkar biçimde sürüyoruz.

The Brilliant Coup
LucasArts’ın Adventure oyunları gibi görünen her türlü “yazılıma” karşı direncim düşük. Bir de üstüne 80’lerde geçiyor. İngiltere’de, işsiz bir elemanı canlandırıyoruz. Babamızın arkadaşının harika fikri ile bir soygun planına dahil oluyoruz. Trusted Bank içerisinde özenle saklanan Arctic Star adındaki mücevheri çalmaya yelteneceğiz. Bunun içinde önce gözlem yapmalı, bankadaki zayıf noktaları bulmalı ve en ince detayları bile düşünmeliyiz. Bu arada oyunu tek kişi geliştiriyor.
Türe ve daha doğrusu LucasArts’ın tarzına aşina olanlara yönelik bir oynanış mevcut. Anam babam Point & Click. Eşya sayısı oldukça fazla ve bunları genelde beraber kullanabiliyoruz. Mekan ve NPC sayısı da mutlu edecek cinsten. Bu da bize bolca muhabbet, geyik ve olay şeklinde geri dönecektir. 100000 kelimeden oluşan bir metin havuzu var. Lucas’ın genel yazım biçimi hep mizah ağırlıklıydı. BC’de de aynı üslup korunacak, nefis. İyi, kötü, çirkin olarak üç farklı son bizi bekleyecek. 11 Şubat’ta Monkey Island ve Zak McKracken’ın ruhu bizimle olacak.

Sancticide
Sancticide, İncil’deki kıyamet anlayışını konu alan bir Roguelite Aksiyon. Yakın dövüş odaklı bir oynanışı var ve en çekici yanı ise savaş mekanikleri. Menzilli silahlar ve özel güçler de oyunda yer alacak ama asıl eğlence yakın dövüşte yaşanacak. Build’i oynanış tarzımıza göre özelleştirebileceğiz ve elimizdeki ekipmanlar bu açıdan büyük rol oynayacak. Özel güçler ise telekinezi, zaman manipülasyonu ve pasif güçlendirmeler gibi farklı çeşitlerde olacak. Özellikle Jedi gibi takılmak adına telekinezi favorim olacaktır. Roguelite elementlerinin oyunda “öğretici” olması amaçlanıyor. Yani her bir ölüm aslında dünyayı daha iyi anlamamızı sağlayacak.
Oyunun bir de ekipman tarafında farklı bir bakış açısı var. Kullandığımız ekipmanların Them at the Top dediğimiz ve karakterimizin de hizmet verdiği grup tarafından onaylanıp onaylanmadığı, başta NPC ilişkileri olmak üzere birçok mekaniğe etki edecek. Yani üstümüzdeki bir kılıç yüzünden bile “trigger” olan elemanlara denk geleceğiz. Dövüşlerde yalnızca kendimiz değil çevresel öğeler de düşman için ölümcül olacak. Bu açıdan çevre kontrolü yapıp düşmanı oraya buraya savurmak büyük önem taşıyacak. Erken erişimde yayınlanacak ama oynanış mekaniklerinin birçoğu şimdiden tamamlanmış. 1 seneye yakın bir süreçte oyunun yeni içerikler ile zenginleştirilmesi amaçlanıyor. 12 Şubat’ta telekinezinin bokunu çıkarıp oyunu Star Wars’a çeviriyoruz.

Panelka
Bu aralar sürekli hasta olmamdan mütevellit tam benlik oyun. Tüm gün, dertsiz tasasız Sovyet dairesi düzenleyebilirim. The Brilliant Coup nasıl 80’lerle beni cezbettiyse Panelka’nın 90’lar atmosferi de aynı oranda etkili. Tam bir cozy dekorasyon oyunu. Döneme dair sürüyle detay barındırması ve ülke seçimiyle türdeşlerinden bir tık daha farklılaşıyor.
Bu tarz oyunlarda en büyük silah çeşitliliktir. Bu açıdan oyun elini korkak alıştırmamış gibi. Miniik dekorasyon objelerinden jipe kadar kullanabileceğimiz tonla öğe var. Mekanlardaki tavan, duvar, zemin gibi yüzeylerin tümü üzerinde kontrol sahibiyiz. Dilediğimizce dekore ediyor ve süslüyoruz. Özellikle posterlere bayıldım. Tam deck oyunu aslında. Ateşlenmiş, burnum tıkalı ve sinüzitten ölürken koltukta bayılıp oynamalık, ehe. 13 Şubat’ta her yeri Chuck Norris posteriyle dolduruyoruz.

Bir sonraki Dürbün’de görüşmek üzere!









