Ahoy!
KCD 2 haftası! Çooook uzun zamandır, AAA olup da bu denli muazzam hype yaratan bir açık dünya RPG ile karşılaşmadım. Bakın “açık dünya” ibaresi önemli zira bunu eklediğimizde denkle inanılmaz değişiyor. Benim için en önemli detaylardan biri olan hand-crafted tasarım konusu, açık dünya oyunları için en zor işlerden biri. İlk oyunda bunu çok başarılı şekilde uygulamışlardı. Görünenlere ve anlatılanlara bakılacak olursa KCD 2, her anlamda çıtayı 2-3 seviye üste taşıyacak. Bu yüzden dış dünyayı unutup “Eve gidem de KCD 2 oynayam” moduna gireceğim uzuuun bir dönem başlıyor. Acele edip piç edesim yok; tadını çıkaracağım.
1989 After The War, Aether Collector dışında 2-8 Şubat’ta çıkacak oyunlar gayet sakin. Sebebi de herkesin Orta Çağ’a ışınlanacak olması, ehe. Ama Dürbün kadrosu, günleri fazlasıyla kurtaracak nitelikte. Özellikle konsept olarak bir hayli farklı iki oyun var.
While Waiting
Farklı konsept, severiz. Her gün, farklı amaçlarla, bilerek veya bilmeyerek yaptığımız bekleme eylemini eğlenceli biçimde ele alıyor While Waiting. Tamamen günlük yaşamdan kesitler sunan bir oynanış olacak. Otobüsü, yağmurun dinmesini, yeni postumuzun like almasını, manitayı ve hatta doğmayı bile bekleyeceğiz… Örnekler ve olaylar saymakla bitmez. Tüm bu hikayelerin nefis çizimler ile yansıtılması ise işin lezzetini arttırmış.
Tür olarak kafanızda canlanması açısından basit bir Bulmaca – Macera diyebiliriz. Hiçbir şey yapmadığınız takdirde başarılı oluyorsunuz çünkü bekleme eylemi tamamlanıyor. Ancak bunu yaparken hayata dair minik detayları keşfedeceksiniz. Zaman geçirmek için farklı aktiviteler bulacak ya da beklemediğiniz takdirde bazı komik olaylar yaşayacaksınız. Oyun, sürekli olarak anlamsız ama eğlenceli mücadeleler sunacak. Bu açıdan hikaye anlatımı da ön plana çıkacak. 5 Şubat’ta bu sefer “Bekleme yapma ticari!” anonsunu dikkate almıyoruz.

Keep Driving
While Waiting gibi yine bir eylemi konu alıyor ama bu sefer ayağımız sürekli pedalda. Bir dönem ve yönetim oyunu. 2000’lerin başında, ülkenin teee öteki tarafındaki bir festivale gitmek için yola çıkıyoruz. Tek bir tur, 4 saat civarı sürüyor ve oyunun 4 farklı sonu bulunuyor. Yani her şeyi ve diğer seçimleri görmek için 16-20 saatlik bir oynanış süresi var diyebiliriz.
Aracımız yol boyunca yıpranıyor, bozuluyor. Tamir işine giriyoruz. Aracı upgrade edebiliyoruz ve böylece özellikle savaşırken elimiz güçleniyor. Evet, sıra tabanlı bir savaş sistemi mevcut. Savaşın konusu da deli işi. Bir aracın falan arkasında kalırsak çatışa çatışa kurtuluyoruz. Oyun dünyası rastgele oluşturuluyor ve yol boyunca birçok olay yaşıyoruz. Rastgele oluşturulması aslında bu tarz bir oyun için tekrar oynanabilirliği güçlendiren bir özellik. Otostopçuları misafir edip onların hikayelerine tanıklık ediyoruz. 90’ların etkisi hala sürdüğü için bayağı bir kırık tiple karşılaşacağız. Topladığımız İsveç gruplarına ait müzik parçaları ise yolculuğu şenlendirecek. 6 Şubat’ta festival moduna giriyor, Hawai gömleğini çekiyor, pencereleri sonuna kadar açıyor ve bagajı birayla fullüyoruz.

Sworn
Bir Aksiyon – Roguelike. Sworn yine bir Kral Arthur hikayesi anlatacak ve yine Arthur’un “dark side” halinde olduğu bir varyasyonu ele alacak. Hiç tatmadığımız bir öykü değil ama iyi uyarlamalara her zaman tamamız. Oyunun en güçlü yanı co-op desteği ve 4 kişiye kadar eşli modda oynayabiliyorsunuz. Elbette tek kişi de keyifli ama aslında tüm olay “arkadaşlarla daha eğlenceli” şeklinde tasarlanmış.
Grafiklere bakınca hafif bir Hades çağrışımı yapmıyor değil. Ama bir kopya olmayacak. 4 ana karakter ile erken erişim sürecine başlayacak ve ilk hedef, eldeki içeriği en dengeli hale getirmek olacak. Bu versiyonda 4 karakter de tam olarak karşımıza çıkacak ve her biri farklı yeteneklere sahip olacak. Yaz aylarında 1.0 versiyonun çıkarılması hedefleniyor. Lütuf dediğimiz bir sistem ile oyunun Roguelike tarafı ilerleyecek. 200’den fazla seçilebilecek lütuf olacakmış. Böylece her turda karaktere kazandıracağımız bolca yetenek alternatifi sunulacak. Build konusunda iddialı bir oyun Sworn. 6 Şubat’ta Yuvarlak Masa Şovalyeleri’ne şok yaşatıyor, masaya çıkarıp vuruyoruz. Ehe <3.

Ailuri
Yerim. Kızıl pandalara ayrı bir sevgim var. Ailuri, pandamızın ismi ve dünyanın bozulan dengesini düzeltmek gibi boyunu aşan bir görevi var. Katıksız bir 2D Platform. En başta nefis görselleri ve animasyonları var. Bölüm bölüm ilerleyen bir sisteme sahip. Kendi tempomuza göre keşif yapabileceğimiz bir harita tasarımı olacak. Böylece özellikle gizli bölgeleri araştırırken kaçırma korkumuz pek olmayacak.
Hızlı br oynanış olacak ve kanca atma, zıplama hoplama, bir yerlere tırmanma veya tutunup fırlatma gibi zengin bir menü ile hareket kabiliyetimiz sergileyeceğiz. Farklı tipteki düşmanları indirdikçe doğaya ait özler toplayacağız ve güçlerimizi bu sayede geliştireceğiz. Bölümlerde sadece savaşmak ve sona ulaşıp bölüm sonu canavarını yenme amacımız olmayacak. Bulmacalar da tempoya katkı verecek. Yerel eşli co-op desteğinin olması da ayrı bir artı. 7 Şubat’ta iki ayağımızın üzerine kalkarak meşhur kızıl panda duruşunu yapıyoruz.

Slender Threads
Nefis görünen bir Point & Click Adventure. Çizimleri ve animasyonları, adeta oynama sebebi. Hikayesi de ilginç zira bir saha satış elemanını canlandıracağız ve ufak bir bir kasabadaki seri cinayetleri aydınlatmaya çalışacağız. Yaptığımız işe bakarsak, bize çok uyan bir görev değil gibi ama çemberin ufak ufak kendimize doğru daraldığını farkındayız. Bu yüzden, totoyu kurtarmak adına, katili bulmamız lazım.
Yaşadığımız şeyler aslında bayağı paranormal. Bir sürü öngörü ve kabusla boğuşuyoruz. Bunların gerçekleşme riskine karşı elimizi çabuk tutmak zorundayız. Kasabada gezilecek bir sürü mekan ve tanışılacak önemli sayıda kişi var. Oynanışta bu zenginliği klasik Point & Click mekanikleri ve türe ek olarak keşif mekaniği eşlik ediyor. Her bir diyaloğun seslendirilmesi, atmosfer için büyük katkı sağlayacaktır. Hem teknik anlamda hem de senaryo açısından ilgimi çekti ST. 7 Şubat’ta bir Twin Peaks havası alma umuduyla pazarlamaya çıkıyoruz.

Bir sonraki Dürbün’de görüşmek üzere!









