Ahoy!
Başladık yine antin kuntin “yerli ve milli” karışıklıklara. Normalde apolitik değilim ama hayatım politika da değil. Ancak son yaşanan olaylara kayıtsız kalanın da afedersiniz kafasını seveyim. Bundan dolayı Dürbün’ün bu girişinde sanki arkada sloganlar atılıyor, meydanlarda haksızlığa direniliyor gibi bir hava hakim olsun. Her şey güzel olacak mı? E yapacağız <3.
Ayın en civcivli haftası. Kapanışı yoğun yapıyoruz. 23-29 Mart’ta çıkacak oyunlar, say say yoracak cinsten. Atomfall’a fena dalasım var. Schedule I, Drive Beyond Horizons, Dark Deity 2, Mike Goes On Hike, Edge Islands, Redemption of Liuyin, Nordhold, Myriad Health, Spilled, Drone Perspective, Mother Machine, The Beekeeper’s Picnic – A Sherlockian Adventure, Mini Royale, ENA: Dream BBQ, KARMA: The Dark World, AI Limit, Lizards Must Die 2, Twilight Monk, Rosewater, Galactic Gateway, Save, inZOI, Tower of Kalemonvo, Squirreled Away ve Ambidextro, Within The Cosmos’u bir ara konuk etmiştik hatırlarsanız. Heh, o bayağı bir ertelenmişti. Bu hafta geliyor.
Psycho Patrol R
Muazzam. Müthiş. Cruelty Squad’ın yapımcılarının yeni şaheseri. PPR, Yakın gelecekteki Avrupa’da geçen, hem Mech hem de FPS türünü harmanlayan bir Immersive Sim. Oynanış olarak bam güm millete dalmayacağız. Keşif ve dedektiflik sekansları da önemli yer tutacak. RPG öğelerine de yer verilecek ama oyuna bir RPG demek çüş olur. Ama build konusunda bonkör bir oyun göreceğimize eminim.
Cruelty Squad’a göre hem içerik hem de senaryo açısından daha “anlaşılabilir” bir oyun olacak gibi duruyor. Silah yelpazesi son derece geniş olacak ve robotu taktiksel anlamda birçok biçimde kullanacağız. Bir ana hikaye örgüsü olacak ama açık dünyada sıfır çizgisellik bulunacak. Tüm görevler yan görev mantığında sunulacak ve geliştirici ekibi düşününce NPC’ler bayağı bir kafa açacak. 1 sene boyunca erken erişimde kalacak olan PPR’nin aslında ilk versiyonunda tam bir oyun deneyimi bulunacak. Fakat bu süreç içerisinde her türlü içeriğe yenileri eklenmesi planlanıyor. 24 Mart’ta CC ile bozmadığımız gözlerimize son darbeyi vuruyoruz.

Folklands
İlk baştan söyleyeyim: Renk paletini beğenmedim. Ağaçlar bir garip duruyor. Öteki yandan oyunu araştırdıkça tam benlik olduğunu gördüm. Klasik Settlers mesela bu türdeki favorimdir. Ama yakın gelecekte bu türe dair çok fazla ve iyi örnek gördük. Folklands, bir Banished olmayacak. Settlers kadar bizi rahat da bırakmayacak. Temel amacımız kendi kendine yeten ve sorunsuz işleyen bir yerleşim kurmak olacak ama karşımıza engeller de çıkabilecek. Türkçe desteği olması güzel bu arada.
Geliştiriciler, Amerika’yı yeniden keşfetmeyip türe dair temel dinamikleri olduğu gibi koruyorlar. Doğru biçimde büyümek, buna uygun biçimde binaları dikmek ve tedarik zincirini sorunsuz biçimde birleştirmek olmazsa olmaz. Haritalar rastgele oluşacak. Bu yüzden her oynanışta benzersiz deneyim yaşayacağız. Ticaret yapacak kadar büyüdüğümüzde komşu krallıklarla alışveriş yapacağız. Oyunun çok oyunculu kısmında ise yapay zeka yerine arkadaşlarımızla ticari ilişkimiz olacak. Erken erişimde yayınlanacak ve maalesef ilk versiyonda asıl oyunun öncül diyebileceğimiz bir haliyle karşılaşacağız. 18 ay gibi uzun bir sürede oyunun tamamlanması bekleniyor. Bu sırada özellikle bina sayısında çok ciddi artış olacak. Elbette buna bağlı olarak yönetim dinamikleri son derece oynayacaktır. 24 Mart’ta

Atomfall
Mart’ta en çok beklediğim oyuna geldik. Oyunun güzel olması için her şey önceden hazırlanmış gibi. Büyük bir stüdyodan gelmiyor: Sniper Elite’ın geliştiricilerinin elinden çıkacak. SE serisini de severim bak. Genelde bu gibi orta ölçekteki stüdyolarda hep belirli bir kalite seviyesini görüyoruz. Ancak yeni ve bu denli ilgi çekici bir IP, konuyu daha keyifli hale getiriyor. Hikayesi Stalker’ın British versiyonu ve dolayısıyla gerçek olaylardan ilham alan bir kurguya sahip. 1957’deki Windscale nükleer kazasının sonrasında, kıyamet sonrasını yaşayan Britanya’ya gidiyoruz. Stalker ortamına göre daha farklı bir atmosferle karşılaşacağız. Bolca retro fütürizm, mistisizm ve 60’lara dair ne varsa üzerimize atılacak.
Beni en çok uçuran şey, oyunun elimizden tutmadan direkt keşfe yönlendirmesi oldu. Evet, erişilebilirlik seçeneklerinden görev işaretlerini açabiliyoruz ama yapmayın. Oyunun asıl deneyimi kesinlikle araştırma ve detaylara dikkat etmek olacak. Hikayeyi öğrenmeye çalışırken veya görevleri tamamlarken, çevresel hikaye anlatımı veya etrafta bulduğumuz gibi notlar sayesinde başarıya ulaşacağız. Ayrıca çevrede bir sürü NPC bulunacak. Hayatta kalma mekaniklerinde ekstrem bir durum yok ama tamamen hand-crafted bir tasarım olması beni vuran bir diğer nokta. Mermi kısıtlı olacağı için ateşli silahları akıllıca kullanıp gizlilik ve yakın dövüşle işi bitireceğiz. Düşman çeşitliliği döneme göre adapte edilmiş ve bol görünüyor. Bir de üzerine ilk günden Gamepass’e gelmesi resmen bayram hediyesi. 27 Mart’ta “day one” kelimesinin hakkını sonuna kadar vereceğim, ehe.

The First Berserker: Khazan
Dungeon Fighter Online (DNF) evrenini bilmem. Şimdi sallamasyon konuşacağım ama çoğunuz da bilmiyordur, numara yapmayın nihi. Ancak bir evrene giriş yapacaksam, o oyunun en az FB: K kadar güzel görünmesini isterim. Prequel olması da cabası. Çünkü oyun, oynanış videolarına bakarsak, nefis kere nefis görünüyor. Üstüne üstlük ben anime delisi de değilim. Tam bir Soulslike. Türün bütün çekirdek yapısına sahip. Kendisini farklılaştıran nokta ise özellikle dual wield tarafındaki zenginliği. Burada hem silah hem de zırh seçenekleri ile çok farklı build alternatifleri üretmek mümkün.
Kemiksiz bir Soulslike deneyimi sunacak olsa da iki farklı zorluk seçeneğiyle daha “accessible” bir oyun olacak. Sekiro’ya benzeyen yanları çok. Hem hareket kabiliyeti hem de dövüş sistemi açısından bayağı bir yakınlar. Ana karakter olan Khazan’ın savaşlarda birçok numarası var ve silah yetkinliği de bir hayli fazla. Oyunun anime tarzındaki görsel dilini ara sahnelerde de yoğun biçimde göreceğiz. Hikaye anlatımı bu açıdan etkileyici ve epik olacaktır. Bölüm sonu canavarları için yapımcılar bayağı bir heyecanlı. Özgün ve bol şiddetli karşılaşmalara her zaman açığız, ehe. 27 Mart’ta hayatımıza yine durduk yere bir “High Difficulty” sokup mazoşizme doyuyoruz.

Honeymancer
Tatliş bir bal ayısını yönetip ormanı istila eden robotlara karşı koruyacağız. Bunu yapmak için de arılardan ve birçok farklı türdeki çiçekten yararlanacağız. Ne kadar çok ve çeşitlik çiçek olursa, savaşta kullanmak adına o kadar fazla balımız olacak. Balın oyunda önemi büyük çünkü büyü yapmak için bol bol tüketmemiz gerekiyor. Mana kaynağımız çok keyifli olmuş yalnız. Wave sistemiyle oluşturulan bir savaş sistemi var. Başarılı biçimde savunma yaptıkça yeni büyülere açılacak. Ayrıca oyun dümdüz bu şekilde geçmeyecek. Hikayelerine dahil olup görev alacağımız NPC’ler de bulunacak.
Erken erişimde çıkacak olan Honeymancer’ın aslında ana hatları ilk sürümde mevcut. Ama yine de oyun tamamlanmamış durumda. Şu an daha kompakt biçimde bir tam oyun deneyimini yaşatacak. 1.0 halinde ise oyun ciddi anlamda genişleyecek ve her anlamda yeni içeriklere sahip olacak. Neyse ki, maksimum 1 sene içerisinde erken erişimden tamamlanacak. 27 Mart’ta Winnie the Pooh’a selam çakıp robotları civatalarına ayırıyoruz.

Bir sonraki Dürbün’de görüşmek üzere!









