Ahoy!
Vitrini yenileme zamanı. Çok aktif ve bir o kadar da hızlı bir döneme giriyoruz. Daha fazla içerik üretmeli, daha çok işin içinde olmalıyız. Fakat takdir edersiniz ki, bir yandan kendi hayatımı devam ettirirken bir yandan da kreatif düşünmek zor olabiliyor. Bu yüzden Dürbün’ü aylık formata çekip en azından haftada bir ekstra içerik üretmek istiyorum. Çünkü çıkacak oyunların yanında oyun sektöründe konuşacak mevzu derya deniz.
Nisan’da çıkacak oyunlar ile beraber artık aylık olarak bir listemiz olacak fakat yine 15-20 oyuna daha derinden bakacağız. Yani çıkacak oyunları kuru kuru listeleyip “Alın size Dürbün” deme gibi bir davarlık yapmayacağım. Ve yine Dürbün konsepti aynen devam edecek. Amacımız çıkacak olan AAA’lardan bahsetmek değil. Elbette, özellikle ilgi alanımdaysa, onlara da bir bakış atacağım. Ama asıl amacımız gözden kaçanlara değinmek.
Açıkçası bu yeni format konusu beni daha çok heyecanlandırıyor. Geriye dönüp bakınca sadece Dürbün için içerik üretecek vaktim oluyordu. Ama bu sefer hedeflenen zenginliğe erişeceğim için mutluyum <3.
Fakat bazı detayları gözden kaçırabilirim baştan söyleyeyim. Mesela Indy, PS5’e çıkacak ama daha önce çıktığı için “benim” yeni çıkacak oyun algım ona göre kapalı. Bir de açıkçası her bir platforma ayrı ayrı çıkış tarihi kovalayacak bir karakterim yok. Bilakis üşengeçim, ihi.
Nisan’da Çıkacak Oyunlar
-
The Last of Us Part II Remastered – 3 Nisan 2025
-
South of Midnight – 8 Nisan 2025
-
Commandos: Origins – 9 Nisan 2025
-
Snow Bros 2. Special – 10 Nisan 2025
-
Paranoia Place – 10 Nisan 2025
-
Crashlands 2 – 10 Nisan 2025
-
Blue Prince – 10 Nisan 2025
-
Monaco 2 – 10 Nisan 2025
-
The Talos Principle: Reawakened – 10 Nisan 2025
-
Counter Clash – 11 Nisan 2025
-
Cavern Adventurers – 11 Nisan 2025
-
Leila – 12 Nisan 2025
-
Forever Skies – 13 Nisan 2025
-
Shadow of the Depth – 14 Nisan 2025
-
Night is Coming – 14 Nisan 2025
-
Tiny Garden – 15 Nisan 2025
-
Block Fortress 2 – 15 Nisan 2025
-
Escape the Mad Empire – 15 Nisan 2025
-
Willow Guard – 16 Nisan 2025
-
Soulslinger: Envoy of Death – 16 Nisan 2025
-
Healed to Death – 17 Nisan 2025
-
Lost Skies – 17 Nisan 2025
-
Mother Hub – 17 Nisan 2025
-
Rusty Rabbit – 17 Nisan 2025
-
Aviassembly – 18 Nisan 2025
-
BodyRecords – 18 Nisan 2025
-
Lunar Remastered Collection – 18 Nisan 2025
-
Wind Story – 18 Nisan 2025
-
Lyca – 19 Nisan 2025
-
Tower Unite – 19 Nisan 2025
-
Leafing Home – 19 Nisan 2025
-
Pako 4 – 20 Nisan 2025
-
Sunset Motel – 20 Nisan 2025
-
WAR RATS: The Rat em Up – 20 Nisan 2025
-
Hollywood Animal – 21 Nisan 2025
-
Neighbors: Suburban Warfare – 21 Nisan 2025
-
Farming & Supermarket Simulator – 21 Nisan 2025
-
Old Skies – 21 Nisan 2025
-
Sandwalkers – 22 Nisan 2025
-
Farm Manager World – 22 Nisan 2025
-
Post Trauma – 22 Nisan 2025
-
Castle of Alchemists – 23 Nisan 2025
-
#DRIVE Rally – 23 Nisan 2025
-
Havendock – 23 Nisan 2025
-
CyberCorp – 24 Nisan 2025
-
Sunderfolk – 24 Nisan 2025
-
Dolls Nest – 24 Nisan 2025
-
Beholder: Conductor – 24 Nisan 2025
-
FATAL FURY: City of the Wolves – 24 Nisan 2025
-
The Hundred Line – Last Defense Academy – 24 Nisan 2025
-
Amerzone – The Explorer’s Legacy – 24 Nisan 2025
-
Big Rigs: Over the Road Racing – 25 Nisan 2025
-
Oppidum – 25 Nisan 2025
-
Realpolitiks 3: Earth and Beyond – 25 Nisan 2025
-
Days Gone Remastered – 25 Nisan 2025
-
Chains of Freedom – 26 Nisan 2025
-
Desperate Place – 26 Nisan 2025
-
Underquest – 26 Nisan 2025
-
Promise Mascot Agency – 27 Nisan 2025
-
Darkwater – 27 Nisan 2025
-
Detective Dotson – 27 Nisan 2025
-
Outworld Station – 28 Nisan 2025
-
Survivalist: Invisible Strain – 28 Nisan 2025
-
Gorn 2 – 29 Nisan 2025
-
Cosmobreeder Yiffai – 29 Nisan 2025
-
Skin Deep – 30 Nisan 2025
-
MotoGP 25 – 30 Nisan 2025
-
Super Technos World: River City & Technos Arcade Classics – 30 Nisan 2025
-
World of Goo 2 – 30 Nisan 2025
Elroy and the Aliens
Point & Click Adventure türünün ölmeden devam etmesi müthiş sevindirici. En azından kendi zevkime göre eskinin “blockbuster” tarzı örneklerini göremiyoruz ama çıkan bazı oyunlar, bayrağı mükemmel biçimde ileriye taşıyor. Elroy and the Aliens, ilk olarak elbette elle çizilen grafikleriyle öne çıkıyor. Görseller ve animasyonlar nefis kere nefis. Tüm diyalogların seslendirilmesiyle atmosfer ekstra keyifli olacaktır.
Oyunun süresi, türüne göre bir hayli uzun: 10 saat kadar. Bu sürenin altını dolduracak güzel sebepleri var. 2 farklı gezegende, 60’tan fazla lokasyon gezecek ve yine 60’tan fazla kişiyle tanışacağız. İki ayrı oynanabilir karakterimiz olacak. Paralel bir 90’larda robotlar, paranormal olaylar ve arkeolojik keşiflerle uğraşacağız. Adından da anlaşılacağı gibi uzaylıların odağında bir hikaye bizi bekliyor. Bulmacaların karışık yapıda olduğunun altı çizilmiş. Bu da tür için doğru dokunuşlardan biri. 2 Nisan’da Adventure + çiğdem + kola eşliğinde eskileri yad ediyoruz, ehe.

Phantom Relics
Phantom Relics, Bir ARPG gibi görünse de eskinin deyimiyle anam babam Hack’n Slash. Indiana Jones konseptinde takılıp eski eserleri bulmaya çalışacağız ama bunun için önümüzde Dark Fantasy temalı sürüyle düşman olacak. Ekseriyetle de yaşayan ölü indireceğiz. Bu gibi oyunlarda, hatta Gauntlet bile kenardan köşeden dahil edilebilir, co-op kesinlikle eğlenceli oluyor. Bir arkadaşımızla beraber eşli oyun şansımız olacak.
Oyunun ekran görüntülerine kanıp Diablo tarzı bir silah yelpazesi beklemeyin. Modern zamanlarda geçen bir oyun olduğundan dolayı ateşli silahlara da bolca başvuracağız. Özellikle düşman sayısına bakınca pompalı gibi alan etkili silahlara abanmak etkili olacağa benzer. İki farklı karakterimiz olacak ancak saçma şekilde tek kişi oynarken bunlardan birini seçme şansımız olmayacak. Saçma çünkü her bir karakterin silah alternatifleri değişken. Bunu bir yamayla bir zahmet değiştireceklerdir. 15’ten fazla eser toplayabileceğiz ve zindanlarda yalnızca düşmanlar bizi zorlamayacak. Bulmacalar ve özellikle tuzaklar başımızı ağrıtacak. Oynanış hızlı olduğu için tuzak kısmı üzücü olabilir. 3 Nisan’da tarihi eser kaçakçılığına can dostumuzu da alet ediyoruz.

Emperor of the Fading Suns Enhanced
4X Strateji türünün eski örneklerinden birinin geliştirilmiş versiyonu. Veletken ara ara oynardım ancak elbette düşük verimlilikle geçen oyun sekansları yaşardım. O dönem oyunun sinir bozucu eksikliklerinin farkına varmamıştım ancak araştırırken farkettim ki, fanların çıkardığı resmi olmayan yamalar sayesinde EotFS, bayağı bir ayakta kalmış. Enhanced versiyonu da bu iyileştirmeleri içerecek ve üstüne mod desteğiyle beraber çıkacak. Bu açıdan kusursuz bir retro hissiyatı tattıracaktır.
İçerik olarak sağlam bir 4X. Savaş, hava-kara-deniz-uzay dörtgeninde gerçekleşiyor ve buna bağlı olarak ünite çeşitliliği zengin. Diplomasi dikkat edilmesi gereken konulardan birisi. Kaba kuvvetten kaçınıp dost edindiğimiz anlarda kazık yeme riskimiz var. Ekonomi ağında ticaret yapabileceğimiz ürün sayısı oldukça fazla. Bu da galaksiyi canlı tutan en önemli etmenlerden. Yeni gezegenlerin ve bunlarla beraber gelen kaynakların keşfi çok önemli. Grafikler ve arayüz eski görünse de türe dair binlerce oyun olmadığını da göz önünde bulundurmak gerekir. Modern sistemlerde kusursuz oynanabilmesi büyük artı olacak. 4 Nisan’da yıllar önce bıraktığımız galaksiye geri dönüyoruz.

Locomoto
Bir Life Sim ama konsept oldukça ilgi çekici. Bir kondüktör olarak, trenimizi en verimli biçimde yönetmeye çalışacağız. Az sayıda vagon ile başlayacak ama kademe kademe büyüyeceğiz. Bu büyümeyi sağlamak için yapmamız gereken en önemli şey elbette yolcuların mutluluğu olacak. Onları gitmek istedikleri yere en konforlu ve eğlenceli biçimde ulaştırarak, bir sonraki yolculuklarımız için gelirimizi artıracağız.
Trenle ilgili yapılacak iş çok. Trenin dekorasyonu elbette birincil öncelik. Trenin dışında, kasabalarda da vakit geçireceğimiz için dekoratif malzemelere bolca rastlayacağız. Bu geziler sırasında keşfedilecek çok şey ve konuşacak çok kişi olacak. Tren içerisinde ise yolcuların seyahat sırasında istekleri olacak. Bazıları yiyecek isteyecek, bazılarının ise bir ihtiyacı olacak. Şık görünmek de önemli. Karakterimizi özelleştirecek bolca kıyafet seçeneği sunulacak. 8 Nisan’da şu ekspresi, bu ekspresi diye popi olan tüm boş beleş yolculukları unutturuyoruz.

Into the Dead: Our Darkest Days
La ben bunu ilk gördüğümde lineer, hikaye odaklı bir 2D Aksiyon zannettim. Sonra erken erişim ibaresini görünce işkillendim, “5-6 saatlik oyunda ne erken erişimi?” diyip inceledim ki, Hayatta Kalma türünde imiş, ehe. Zombi salgınında sağ kalan bir grup garibana önderlik edecek ve hayatta kalmalarını sağlayacağız. Tek bir sığınak olmayacak ve hatta sığınaktan sığınağa kaça kaça canımızı kurtaracağız. Bu mekaniğin oyuna farklı bir tat katacağını umuyorum. Ayrıca videolarda görünen aksiyon sahnelerine bayıldım. Animasyonlar olsun, çatışma hissi olsun nefis. Tabii ki, kaynaklar kısıtlı olduğu için sürekli saldırı halinde değiliz.
Oyunun erken erişim versiyonunda fazla fazla içerik olacakmış. Ancak 1 senelik bir dönem öngörüldüğü için eklenecek ve düzeltilecek şeylerin sayısının çok olduğunu da söyleyebiliriz. Sığınakların farklı farklı olması ve bunların geliştirilebilir olması güzel. Elbette sonsuza kadar dayanmıyorlar. Ekibe kattığımız her bir karakterin farklı ihtiyaçları ve özellikleri var. Temel ihtiyaçlar ise herkes için değişmez. Açlık ve susuzluğa dikkat etmek şart. Yapacağımız seçimlerin yüz güldüren ya da üzen sonuçları olacak. Ekibe herkesi almak zorunda değiliz; bu da bir seçim kriteri. Kararların içerisinde ahlaki olanlar da yer alacak. Ayrıca malzeme toplayıp üretim yapmak, sığınakları işler halde tutacak. 10 Nisan’da oyun hayatımızdaki 50 milyarıncı zombiyi öldürmek için bir kez daha yıkık dökük şehirlere iniyoruz.

Gedonia 2
Day one olarak dalacağım kendisine. İlk oyuna başladığım, bayıldığım, bitiremediğim ancak kesinlikle bitireceğim doğrudur. Gedonia 2 de zaten erken erişim olarak çıkacağı için buna vaktim olacak. Devam oyununun en büyük albenisi co-op kısmında olacak. Zira ilk oyun tamamen tek kişilikti ama bu sefer 4 kişiye kadar eşli oyun imkanı sunulacak.
Demoyu denediğimde hafif kalaslık olsa da ilk oyuna göre gelişme barizdi. Özellikle grafiklerde ve animasyonlarda yeni bir oyun hissi fazlasıyla var. Ama oyunun asıl parlayacağı yer elbette her şeyin daha iyi, geniş ve çeşitli olması. Karakter geliştirme seçenekleri oldukça artacak. Build konusunda bonkör olacağına eminim. Crafting de bununla beraber zenginleşecek. G2’nin seçimler ve sonuçlara göre şekillenecek olan dinamik bir açık dünyası olacak. Skill-check sistemini daha yoğun kullanacaklarmış; çok iyi. İyilik ya da kötülük yapmak gibi ahlaki seçimlerle beraber kahramana ya da kötü karaktere dönüşebileceğiz. İlk oyuna göre özellikle sunum anlamında daha iyi işler çıkartmalarını umuyorum. G1 için tek bir kişinin elinden çıkmasına şaşırıyordum ama üstüne fazla fazla ekleyerek gelen bir devam oyunu beni daha da meraklandırıyor. 9 Nisan’da kendime erken doğum günü hediyesi vereceğim, ehe.

Promise Mascot Agency
Maskot topladığımız sürreal bir açık dünya macerası. Ama maskotları öyle sevimli peluşlar olarak görmeyin. Aksine hepsinin bir hayali, korkusu ve kişiliği var. Hatta arada porno seveni bile var, ehe. Maskotların önemi büyük zira onların yapması gereken bir sürü kritik iş var. Onları beraber tutup, oradan oraya taşıyıp belli görevleri yerine getirmemiz gerekecek. Klasik aksiyon ya da diyalog mekanikleri yok. Oyunun arayüzü de sunumu da sıradışı ve tüm öğeler buna göre şekillenmiş.
Açık dünyada bir Japon kasabasında takılacağız. Burası kompakt yapıda ve içerisinde çokça keşfedilecek şey barındıran bir yerleşim. Kasabayı turlarken emektar kamyonetimizi kullanıyoruz. Basit, tor tor bir araç gibi görünebilir ancak kanat takınca uçuyor, nitro takınca basıyor. Hero Card denilen bir kart sistemi var. Bunu, maskotlar çıldırıp olay çıkarınca kullanıyoruz ve gelip en hafif tabirle bunları sakinleştiriyorlar. Kasabanın tümünün bize karşı oluşu gibi sıkıntılı bir durumun varlığı ise işleri daha da zora sokuyor. 10 Nisan’da Jigglypuff’a benzeyeni en başta topluyoruz; pek tatlı ihi <3.

Pilo and the Holobook
Konseptine ve görsellerine bayıldığım bir Macera oyunu. Galaksiyi gezip ilginç şeyleri sticker’a çevirerek kitabımıza eklediğimiz keyifli bir sistemi var. Holobook adındaki bu kitabı yalnızca sticker toplamak için kullanmıyoruz. Oyun ilerledikçe yeni özellikleri açılan Holobook ile başta çevresel bulmacaları çözüyor ve engelleri aşıyoruz. Savaşmaktan çok bulmacalara ve keşfe odaklandığı, bunu da özgün biçimde
Oyunun grafikleri ayrı bir güzel. Galakside çeşit çeşit gök cismini gezeceğimiz için bu zenginlik beni ekstra merak ettirmiyor değil. Her gezegen ya da asteroidin yapısı olacak ve buna bağlı olarak “unique” içeriklerle karşılaşacağız. Tar adında bir cismin galaksiyi ele geçirdiği ancak aynı zamanda bolca dostluk içeren bir hikayesi olacak Pilo’nun. Holobook’un Tar’a karşı (katran işte la) etkili olmasıyla bize yeni yollar da açılacak. 10 Nisan’da çıkartma kitabı hobimizi hortlatıyoruz. Güzel günlerdi <3.

Erenshor
Aha tam benlik. Asosyal MMO’su. Dışarıdan bakınca anam babam MMORPG ama aslında bizim dışımızdaki herkes NPC. Fakat gerçek birer oyuncu gibi davranıyorlar, idle takılıyorlar, sizinle raid eyliyorlar, seviye atlıyorlar ve hatta chat ekranından geyik bile yapıyorlar… Tamamen simüle edilen bir dünyadan bahsediyoruz. Ama bunun ötesinde Erenshor, tamamen tek kişiye odaklanıp tek kişi için dengelenecek. Bu yönüyle tamamen benzersiz bir karışımı tadacağız. Yapılmaya çalışılan şey açıkçası zor ve erken erişim tercihini çok mantıklı buluyorum. 18 aylık bir süreç boyunca oyuna özellikle endgame’i coşturacak türden içerikler eklenecek, mevcut olanlar ise zenginleştirilecek. Şu an hali hazırda 80-130 saat arasında değişen bir deneyim sunacak imiş.
Oynanış tamamen retro RPG ve MMORPG mantığında tasarlanmış. Karaktere saatler harcamak gerekecek. Fraksiyonlar, şehirler, ormanlar, zindanlar, dağlar, ovalar bulunacak. Sayılardan bahsetmek gerekirse 4 farklı sınıf, 35’ten fazla bölge ve 1000’den fazla eşya bizi bekleyecek. İçerik olarak bu denli muazzam olmasının sebeplerinden biri teknik tarafta da olabildiğince retro düşünülmesi. Low poly görseller sayesinde gereksiz grafik kasıntısına girilmeden, içeriğe yoğunlaşmış. Benim için RPG türünde en dikkat ettiğim konulardan biri hand-crafted bir dünyada yer almamız ve bolca unique loot bulunmasıdır. Erenshor’un üstüne basa basa bu konulardan bahsetmesi ayrı bir heyecan katıyor. Dümdüz “Git görev yap – XP” kas dışında seçimlere ve sonuçlara da yer verecek olmasıyla özgün bir tek kişilik RPG deneyimi sunacağını umuyorum. 14 Nisan’da Leeroy Jenkins’i NPC kankalarla yad ediyoruz <3.

Milord
Orta Çağ kısmetimin son derece açık olduğu ve asla şikayet etmediğim bir dönem yaşıyoruz. Oyunundan filmine sürekli aynı temaya denk geliyorum (KCD 2 başta olmak üzere) ve gram sıkılmıyorum. Milord, Krallık Yönetimi ile Şehir Kurma türlerini belli ölçülerde harmanlayan yapısıyla direkt ilgimi çekti. Oyunun makrodan mikroya uzanan geniş bir karar ve seçenek alternatifi olacak. Krallığı ilgilendiren büyük çaplı kararları alacak, savaşlara katılacak veya diplomatik anlaşmalar yapacağız.
Mikro ölçekte ise halktan gelen talepleri yanıtlayacak, şehirlerde neyin inşa edileceğine karar verecek, kaynakları dengeli kullanacağız. Bu halkla olan sıkı fıkı iletişim kısmı güzel. Halkı taht odasında ağırlayacak, ilginç hikayelerine tanık olacak ve dertlerine derman bulacağız. Hikayeler derken, Türkçe dil desteği olması güzel bir artı. Oyunun erken erişimde çıkacak olması anlaşılabilir zira ekibin ufaklığını ve oyunun içerik anlamındaki potansiyelini düşünürsek, 1 seneye yakın bir süreçte oldukça yenilik görebiliriz. 14 Nisan’da halkı vergilerle değil festivallerle coşturuyoruz; ince ehe.

Stygian: Outer Gods
İlk gördüğümde “Cultic Games, devam oyunu mu yapıyor?” dedim fakat yeni Stygian’ı bizim Türkler değil, Kazakistan merkezli Misterial Games yapıyormuş. Yalan yok, çok da delirmediğim bir konsept olduğu için daha erken haberimin olmaması gayet doğal. İlk oyun ile aynı evrende geçmesine karşın tür olarak RPG soslu bir Survival Horror. Yine Lovecraft temasını yoğun biçimde hissedeceğiz. Oynanış görüntülerine bakarak konuşuyorum, atmosfer nefis görünüyor. Düşman tasarımları özellikle geriyor.
RYO sosu, oyuna farklı bir tat verecek gibi. Çünkü hem oynanış tarzımızı kendimiz belirleyeceğiz, hem görevleri çözmenin birden fazla yolu olacak ve hem de karakter gelişimi bulunacak. Bir de akıl sağlığı mekaniği eklenince işler karışacak. Klasik bir yapı olmadığı için geliştiriciler oyunu erken erişimde çıkarmaya karar vermişler ve anlatılana göre oyun şu an içerik olarak yarı seviyede. 2026’nın ilk yarısında tamamlanması planlanıyor. Tam sürümün 10 saatten fazla bir oynanış vaat edecekmiş. Bu da erken erişimin 3-5 saatte bitmesi demektir. E az. Tam sürüm olarak tercih edeceğim bir tür. Fakat kağıt üzerinde de kendisini oynatacak gibi. 14 Nisan’da sıcak denizlere inmeden önceki son aylarda talassofobimizi tetikletiyoruz.

Mandragora: Whispers of the Witch Tree
Bayağıdır takipte olduğum bir 2D Soulslike. Dark Fantasy teması ve 6 farklı sınıf alternatifinin yanında oynanış videolarındaki akıcılık direkt ilgimi çekti. Kesinlikle nefis görünüyor. Hikayesi klasik ve hatta klişe gibi duruyor. Kötü güçlerin ele geçirdiği krallıkta bir engizitör rolüne bürüneceğiz. Senaryodan bir beklentim olmasa da birden fazla son fikri güzel. Soulslike olsa da bir de zorluk derecesi eklemişler ki, daha fazla oyuncuya hitap etsinler. Asıl deneyimi baltalamadığı sürece destekliyorum.
Mandragora aynı zamanda bir Metroidvania. 75 adet benzersiz bölgeyi ziyaret edeceğiz. Olmazsa olmaz biçimde keşif olgusu burada önemli yer tutacak. 6 adet sınıfı yine 6 adet yetenek yolu ve yüzlerce geliştirme ile bambaşka build’lere dönüştüreceğiz. Sınıfların da keyifli durduğunu söylemem gerekir. Normalde büyücü değil de savaşçı seçerim ama büyü efektleri muazzam duruyor. Temadan ötürü vampir, kurtadam gibi didişmekten zevk aldığım düşman türleriyle karşılaşacağız. Savaş mekanikleri arasında dodge ve parry gibi türün sıkça başvurduğu hareketler var. 17 Nisan’da elimizde fazla RPG yokmuş gibi buna da giriş yapıyoruz. Kafa oldu çorba.

Pax Augusta
Şehir Kurma + Roma dönemi kombinasyonu genelde güzel sonuçlar veriyor. Pax Augusta da kağıt üzerinde oynamaya heveslendiren şeyler vaat ediyor. Ayrıca tek bir kişi tarafından geliştiriliyor olması işi ayrı bir ilginç hale getiriyor. Buna rağmen oyun gayet güzel duruyor. 7 senelik bir geliştirme sürecinin verimli olduğunu umuyorum, tabii daha oyunu oynamadık ehe. Roma İmparatoru tarafından sınırların genişletilmesi emriyle uç şehirlere gönderilen valilerden biriyiz. Amacımız yerleşimi güçlü bir şehir haline getirmek. Sandbox veya senaryo modu şeklinde iki oynanış türü yer alacak.
İnşaat mekaniği ve üretim ağı işlevsel olarak diğer oyunlardan çok farklı değil. Ama burada oyunun tarihsel gerçekliğe sadık kalıp bolca bina çeşidi sunması önemli. Küçük bir yerleşimin üretim gücü kısıtlı olacak ama genişledikçe değerli madenlere erişim sağlayıp geliri katlayacağız. Şanımız yürüdükçe İmparator ve senato tarafından da destek göreceğiz. Ticaret ağı önem arz edecek zira hem ihtiyaç fazlasını satacağız hem de elimizde olmayan kaynakları alacağız. Şehirlerin organik olarak büyümesi tasarlanmış. Bu yüzden zincir halinde ihtiyaçların karşılandığı bir sistem kurmalıyız. Doğal afetler ve diplomasi gibi konular da bize farklı mücadeleler sunacak. 17 Nisan’da Brütüs gibi götlere karşı kendi popomuzu inşa ettiğimiz en sağlam duvara yaslıyoruz.

Tempest Rising
Kuruduk, acıktık, susadık. Yıllardır şu gazda bir RTS göremedik. Ama sonunda beklediğimize fazlasıyla değecek gibi. Tempest Rising, klasik, dalından, anam babam, bildiğimiz gibi bir RTS. Nisan’da çıkacak oyunlar listesinde benim tepe başlarından. Geliştirici/Yayıncı firmalar Slipgate Ironworks ile 3D Realms olduğu için ekstra bir merak uyandırıyor. Ayrıca Command & Conquer’ın müziklerini yapan Frank Klepacki ismini de not edelim. Oyun, her anlamıyla eskinin yeniye muazzam bir uyarlaması.
Başlangıçta 2 fraksiyon olacak ama normal şartlarda 3 adet mevcut. Her iki tarafın benzersiz üniteler sunup bunu taş – kağıt – makas dengesine muazzam oturtması şart. Tanıtım materyallerinde de bu özelliğin altı çizilmiş. Görsel açıdan oyun müthiş duruyor. Savaşların ölçeği ve efektlerin cümbüşü atmosferi yoğunlaştırıyor. Ayrıca C&C mantığında ara sahnelerin kullanılması da hikaye anlatımı için mühim. Bir Kane reisi ararız illa ki ama TR’nin olmazsa olmaz her şeyi eksiksiz kullanacak olması, hype seviyemi zıplatıyor. Çok oyunculu tarafta ise eşleştirme sisteminin üzerine durulmuş. Ayrıca yeteneğe de değer veren bir multiplayer sistemi kurulmuş. 21 Nisan’da “Kirov Reporting” yerine dilime dolanacak yeni anonslar bulacağım, ehe.

Steel Seed
Yine Dürbün için bakmasam göremeyeceğim bir oyun; kıymetimi bilin ehe. Stealth Action ve üstüne bir de cyberpunk temalı. Grafiklere bakınca “Kim yapmış la bunu?!” diye bir araştırdım ve gördüm ki Close to the Sun’ın geliştiricileri imiş. İnsanlığın makinelere yenildiği bir kıyamet sonrası dünyasındayız. Makinelerin devasa yeraltı tesisine sızma görevimiz var. Bu görevi de yalnız yapmıyoruz. Kademe kademe gelişen dron yancımız ile beraber göreve çıkıyoruz.
Gizlilik, oyunun temel taşı olacak. Çevre unsurlarından ve dikkat dağıtabilecek öğelerden yardım alacağız. Etkileşimin bir hayli yüksek olduğu vurgulanmış. Altı doluysa seveceğim bir özellik. Beceriksizlik edip kendimizi açık ettiğimiz anlarda ise elimizin armut toplamaması sevindirici. Saldırı yeteneklerimiz de gayet ölümcül. 40 farklı geliştirme ve 3 farklı yetenek ile oynanışta olabildiğince özelleştirme yapabiliyoruz. Videolardaki aksiyon ve patlama dozunu sevdim. Benim için radarın altından çıkan sürprizlerden biri oldu. Bakam bakam incelemeler nasıl olacak. 22 Nisan’da Terminator ve Matrix’ten elde ettiğimiz know-how’ı kullanarak makinelerin fişini çekiyoruz.

Once Upon A Puppet
Bayıldım <3. Pek tatlı. Klasik Platform ve Bulmaca öğelerine güzel dokunuşlar yapacak. Hem kuklayı hem de kuklacıyı yöneteceğiz. Sahne arkasına sürüldüğümüz ve ışıkları tekrar üzerimize çekmeye çalıştığımız bir hikaye olacak. Bulmacalarda ve bölüm tasarımında kuklalara dair birçok dokunuş olacak. Yaratıcılık kısmı bu şekilde tasarlanmış. Ayrıca bir de sahne kurma mekaniği var ama bunun hakkında ekstra detaylar yok.
Oyunumuzun en güzel yanlarından biri sanat yönetimi tarafı. Grafiklerde, metinlerde ve seslerde özene bezene işler yapılmış. Bir tiyatronun içerisinde yer alacağımız için oyunun görsel ve işitsel kısmına ekstra emek harcanması gayet normal. Temas edeceğimiz birçok karakter bulunacak. Diyalog yoğunluğu, türe dair diye oyunlara göre daha fazla göreceğimiz unsurlardan. Buna da hayır demem. Keşfe dair toplanabilir öğelerin olmasını da sevdim. Böyle bir renkli oyunda eğlenceli içerikler çıkabilir. 23 Nisan’da çocuklara kukla şenliği yapıyoruz <3.

Clair Obscur: Expedition 33
JRPG sevmem değil bak. Severim, oynarken de sıkılmam. Ama afedersiniz eşşek kadar oyunun olduğu bir dönemde, JRPG dövüş sistemine sahip bir oyunu ilk sırada tercih etmem. Diye konuştuğuma bakmayın. Muhteşem görünüyor. Geliştirici ekip oldukça ufak olmasına rağmen eski Ubi çalışanları olması bu kadar cazibeli olmasını açıklıyor. Gerçi artık Ubi’nin kendisi cazibeli değil de neyse.
Savaş sistemi CO’yu farklı kılan özelliklerinden biri. Evet, JRPG usülü sıra tabanlı sistem kullanıyor ama savaşlarda eş zamanlı olarak dodge ve parry gibi hareketler yapıyoruz. Bu da sistemi daha dinamik hale getiriyor. Ana düşmanımız olan Ressam’ın ölüm döngüsünü kırmak için yola çıkıyoruz. Oyun dünyası oldukça sürreal. Bu hissiyatı vermek için oyunun özellikle grafik kısmında inanılmaz işler çıkarılmış. Ara sahneler de oyun içi sekanslar da animasyon filmi kalitesinde. İşte bazen oyunun sanat yönetimi bile tek başına bir albeni haline gelip size JRPG inadını kırdırabiliyor. Game Pass’e ilk günden gelecek olması harika. 24 Nisan’da Ressam’a karşı olanca sanat düşmanlığımızı gösteriyoruz.

Vietnam War
Herhangi bir senaryo modu olmadan, tek kişilik savaş deneyimi sunma fikri değişik. Low poly olmasına rağmen savaş atmosferi yoğun ve kaotik görünüyor. Konsept bir hayli farklı olacak. Devasa bir açık dünyada (1000 m²’den fazla üstelik hand-crafted!), sürekli değişen bir savaş alanında mücadele vereceğiz. Oyunda bir senaryo bulunmayacak. Tam anlamıyla bir savaş simülatörü olarak tasarlanıyor. Her iki tarafı da yönetebilecek olmak da detay seviyesini yükseltecektir. Tek kişi tarafından geliştirilmesi korkutucu gelebilir ama aynı geliştiricinin daha önce benzer konseptte bir oyun çıkarması umudumu arttırıyor.
Yalnız detay konusunu konuşmak gerekir. Öyle basit bir FPS oynamayacağız. Çılgın sayıda araç bulunacak. Bunların hepsinin sürüş dinamiği elbette farklı olacak. Ayrıca piyade olarak savaşırken açlık, susuzluk ya da gerginlik gibi sorunlarla boğuşacağız. Savaş alanı dinamik tasarlandığı için görev çeşitliliği fazla olacak ve pusuya düşmek günün rutinlerinden biri haline gelecek. Haritanın büyüklüğünü düşününce savaşın bitmeme gibi bir durumu var. Bu kadar içeriği düşününce erken erişimde çıkması çok normal geliyor; 2 sene sürebilir. Rastgele oluşturulmamış dinamik bir dünya, gece-gündüz döngüsü ve dinamik hava sistemi gibi detaylar, oyunun ilk versiyonunda bulunacak. Fakat videolarda hafif bir odunsuluk var ama severiz, ehe. 25 Nisan’da yankileri tuzaklarımızla avlayacağız.

Kiborg
Tam sürpriz ama değil gibi de. Bir süredir dikizliyordum kendisini. Kabaca cyberpunk Sifu. Bir mahkumu canlandırıyoruz. 1300 yıllık cezayı ya seve seve çekeceğiz ya da hapishanenin çatısındaki uzay aracına atlayıp kaçacağız. Ama bunu yapmak için de bir haydut ordusunu öteki dünyaya yollamak gerekiyor. E bunu yapmak elbette kolay değil. Sürekli ölüyoruz. Hapishane yönetimi de “Ölerek kurtulamazsın” minvalinde bir anlayışla bizi sürekli diriltiyor. Aha, roguelite kısmı da burada devreye giriyor. Rogue için güzel mantık yedirmişler yalnız takdir ettim.
Karakter gelişimi sibernetik implantlar ile sağlanacak. Başarılı oldukça yenilerini elde edecek ve oyun tarzını değiştirecek biçimde yetenekler elde edeceğiz. Öte yandan farklı modifikasyonları test edip onlarca farklı düşmana karşı üstünlük sağlayacağız. Oyunun öne çıkardığı özelliklerden biri de bu kombinasyon konusu. Kesici-delici aletlerin yanında ateşli silahları da kullanacağız. Bunları üzerine az önce saydığım yetenekleri de ekleyecek ve kombi mekaniklerini de devreye sokacağız. Dövüş sistemi gayet akıcı ve vahşi duruyor. Eğer çeşitlilik yönünden vaatlerin altı dolarsa acımasızca oynanır. 30 Nisan’da fütüristik Prison Break ortamı kuracağız.
























