Microsoft’un yapamadığı pazarlamayı bir tık ben yapayım. Haftanın en önemli ismi elbette Senua’s Saga: Hellblade II. He, kendisini bana sorarsanız ben daha ilk oyunu oynamadım. Valla oynamadım billa oynamadım ama o da olacak elbet. Çok fazla anlatmama gerek olmasa da Hellblade II, teknik özelliklerinden tutun da içeriğine kadar cayır cayır geliyor. Geçtiğimiz 1-2 aylık süreçte MS ve Sony’nin içine ettiği oyun dünyasını düşününce, tek kişilik olup bu kadar emek harcanan oyunlara biraz daha özen gösterilmeli. En azından Sony, bunun hakkını veriyor.
Dürbün’deki isimlerin haricinde bana el sallayan diğer oyunlar Isles of Sea and Sky, Crown Wars: The Black Prince, Extreme Rally Raid, Ships at Sea, Starstruck Vagabond, Galacticare ve Pine Hearts oldu.
19-25 Mayıs’ta Çıkacak Oyunlar
Synergy
Şehir kurmayı severiz. Synergy ise sevdiğimiz türün daha çetin şartlarda geçeni. Oyunda hayatta kalmanın temelini çevreyi ne kadar iyi tanıdığımız oluşturuyor. Çevreye olan hakimiyetimiz, halkın ihtiyaçlarını karşılamak ve güvenliğini sağlamak için elzem. Zira bir yandan temel gereksinimlere cevap vermeli, diğer yandan ise yabancı bir dünyada olmamızdan dolayı başta hastalık gibi çeşitli tehlikelere karşı gözümüzü dört açmalıyız.
Bilgi güçtür demiştik. Dünyayı keşfettikçe edindiğimiz bilgilerle yeni üretim araçlarına ve teknolojilere erişiyoruz. Halktan uygun kişilere Ar-Ge projelerinde görev veriyoruz. Ayrıca öğrendiğimiz yeni bilgiler ve kaynaklar ile çeşitli deneyler yapıyoruz. Nüfus arttıkça yerleşimi yeni bölgelere genişletiyoruz. Her bir bölgeyi parçalara ayırıp, bu daha ufak alanlarda teknoloji, tarım, yerleşim vb. özel oluşumlar kurguluyoruz. Detaylı sistemlere sahip olan Synergy, bunların altından kalkabilmek adına erken erişim olarak çıkış yapacak. Grafiklerini de ayrı beğendim. 21 Mayıs’ta benden size Alper Erözer – Enerji Sinerji gelsin, ehe.
Star Trek: Resurgence
“Eski Telltale geliştiricilerinden…” ibaresi, türe çok da delirmeyen beni bile dikkat kestirdi. Konu hele bir de Star Trek olunca heyecan duymamak hepten zor. Malum, öyle eskisi gibi ST evreninde geçen oyun çıkmıyor. En azından benim aklımda bir dönem çıkan FPS oyunları dışında çok fazla isim yok. Resurgence, yine Telltale kafasında, kendi hikayenizi oluşturduğunuz bir Macera oyunu. Next Generation döneminde geçeceği için birçok ST fanına hitap edecektir.
Oynanış yine seçimlere dayalı olacak. Ama bu sefer gemi yönetimini ve savaşları da işin içine dahil etmişler. Bu da aksiyon sahnelerine farklı bir tat getirecektir. ST evrenindeki onlarca farklı gezegeni düşününce, seçimlerin getireceği çeşitliliği merak ediyorum. Woke kafasına girmeden, pür bir bilim kurgu macerasına hayır demem. Geliştiricilerin ST fanı olması bu açıdan rahatlatıcı. Oyunun Steam fiyatı 25 dolar ancak Epic’te 189 TL. 23 Mayıs’ta “Long Live and Prosper”.
Duck Detective: The Secret Salami
Tam bir casual dedektiflik oyunu. 2-3 saatlik bir oynanış süresi var ancak her oyunun 200 saat olmaması gerektiğini de iyi biliyoruz. DD’nin kuvvetli bir mizahi yönü var ve karşılaştığımız tüm NPC’ler de timsah, domuz, zürafa falan. Elbette pardesülü bir dedektif olarak belli bir havamız var ama ortada öyle noir bir hava da yok.
Oynanış, her bir şüpheliyi ve kanıtı detaylı olarak analiz ettiğimiz bir sisteme oturtulmuş. İpuçlarını topladıktan sonra bir karar veriyoruz. İşte yok gözü seğiriyor mu, yok orası burası oynuyor mu gibi dikkat etmemiz gereken şeyler var. Karar verirken de elimizdeki verilerle boşlukları dolduruyoruz. Diyalogların tamamen seslendirilmiş olması büyük artı. 23 Mayıs’ta “kuvakvakvak” şarkısını loop’a alıyoruz.
Serum
Serum, bir hayatta kalma oyunu ve tek kişilik olması da ilgimi çekmedi değil. Oyunun hemen her hafta piyasaya sürülen ve “inşa edip sağ kalmaktan” ibaret olan türdeşlerinden olmayıp, odağına senaryoyu alması önemli. Kıyamet sonrası bir ortamda, zehirli bir sisin etkisi altındayız. Hayatta kalabilmek için de seruma muhtacız. Çevreyi keşfettikçe ve yeni düşmanları öldürdükçe kaynak çeşitliliği artıyor. Böylece serumun yeni çeşitlerini de elde edebiliyoruz.
Kolumuza enjekte ettiğimiz her bir sıvının bir de yan etkisi var ve zaman kontrolü oyunda çok önemli. Çünkü kolumuzda sürekli geri sayım halinde olan bir saat var ve sıfırlandığında “finito”. Yani dünyayı keşfederken yalnızca güvenli alanlar inşa edip kaynak toplamaya değil, bir yandan da sayacı unutmamaya odaklanmalıyız. Dünya demişken, mutantlarla dolu ve gayet saldırgan bir ortam bizi bekleyecek. UE5’in nimetlerinden faydalanan grafiklerin hoş durduğunu da unutmadan söyleyeyim. 23 Mayıs’ta eroinman yaftası yememek için serumu insan gibi kullanıyoruz.
Sonar Shock
Resmen sürpriz oldu bana. Geçtiğimiz haftaya kadar kendisinden nasılsa haberim bile yoktu ki, “Retro Immersive Sim” gibi türünü duymanın bile keyif verdiği bir oyunu kaçırmam gerçekten şaşırtıcı. Sonar Shock tam bir Dungeon Crawler ama türdeşlerinden ayrıldığı noktalar da ilginç. İlk fark edilen, korku soslu Sovyet teması. Süper silah olarak kullanılan bir Sovyet denizaltısında, Rus halk hikayelerinden ve Lovecraft temasından beslenen bir maceraya dahil oluyoruz. Oyun hafiften Survival Horror’a da kayıyor ki, bundan dolayı mermileri etrafa patır putur sıkamıyoruz.
SS’in – böyle yazınca biraz garip durdu – en keyifli yanlarından biri de geliştirilirken 90’ların Immersive Sim oyunlarından esinlenilmiş olması. Karakteri oluştururken ve geliştirirken tamamen özgür olacağız. Bir silah ustası ya da hacker olmak sizin elinizde. Oynanış tarafında retro mekaniklerin benimsenmesi modern sistemlere alışık olanlara biraz garip gelebilir. Ama odunsu bir yapı olmayacaktır; içiniz rahat olsun. Bolca gizli bölge, NPC ve görev olması da diğer heyecan sebepleri. 24 Mayıs’ta yaşadığımız bütün şeyleri vodkaya bağlıyoruz.
Bir sonraki Dürbün’de görüşmek üzere!














