Bak şimdi… Erken erişim macerasını uzun zamandır takip ettiğim iki oyun, bu ayın sonunda nihayet tam sürüme geçiyor: The Black Grimoire: Cursebreaker ve Alaloth. Yetmedi, malum yıl sonu yaklaşıyor ve önümüzdeki günlerde çıkacak daha tonla oyun var. Ama Black Grimoire, spesifik olarak şu aralar en çok yükseldiğim isimlerden birisi. Tek kişilik Runescape deneyimini sonuna kadar yaşattığı için de olabilir belki ama oyun bunun dışında da çok iyi – ufak bir stüdyo için – seviyede. Velhasıl kelam, şikayetçi gibi görünsem de irili ufaklı bu kadar çok RPG’nin arka arkaya çıkıyor olması çok sevindirici.
Hafta nicelik olarak sakin ama önümüzde bir Next Fest olduğunu da unutmadan hatırlatalım. Menüde “day one” niteliğinde birkaç isim var. Bağımsız oyun tarafı da yüz güldürecek cinsten. Resurrected versiyonu çıkacak Killing Time beni ufakken (10 yaşımda) ne gererdi lan. Hayır, oyunda öyle çok korku ögesi de yoktu ama tasarımı ve ses-müzik kullanımı çok sevimsizdi. Zaten 1920’lerde geçen korkunçlu oyunları da hiç sevmem. Resurrected teknik olarak güzel duruyor ama.
13-19 Ekim’de Çıkacak Oyunlar
Neva
Gris’i oynama fırsatım olmadı. Ahmet Bey bir ara incelemişti ve gereksiz övmüştü (İncelemedim ama severim, iyi oyundur. – Ahmet) gibi. Heh, işte Neva da Gris’in yapımcılarından. Bir kurt ile genç bir kadının dostluğunu konu alacak olan oyunun dünyası hafiften karamsar. Çürümekte olan bir dünyadayız, eskiden güzel olan ne varsa kaybolmaya başlamış. Oyunun duygusal bir hikayesi olacak. Şimdi gidip hayvanı oyunun sonunda öldürmeyin de küfretmeyeyim.
Oyunun sanat tasarımı elbette ilk göze çarpan şey oluyor. Arka plan sürekli ışık alıyor gibi bir tasarım benimsenmiş ve birçok sahnede farklı ışık ve renk dokunuşlarıyla tablo gibi bir görsellik yakalanmış. 2D Platform türündeki oyunumuzda tek tabanca savaşmıyoruz, kuçu kuçu (!) da bize sıkça yardım ediyor. Oyun öyle çok fazla sağa sola sapmayan lineer bir yapıda. Ancak maceramız boyunca keşfedilmeyi bekleyen gizli alanlarla da karşılaşacağız. 15 Ekim’de bol bol “Atıl” komutunu kullanıyoruz.

Drova – Forsaken Kin
Fena halde oynamak istediğim oyunlardan. İlk sebebi şu: Direkt Gothic serisinden ilham almışlar. Diğer yandan, Kelt mitolojisini açık dünya bir Aksiyon – RYO’da kullanma düşüncesi de merak uyandırdı. E görsellik de benlik duruyor ve oyunda öyle rastgelelik, deste oluşturma ve roguelike gibi nahoş olaylar yok. Oynanışta Kelt kültürünün yapısından ötürü ruh kavramı ve buna bağlı olarak da yetenekler ön planda olacak.
Oynanış videolarına göre oyunun ne hızlı ne de yavaş, orta şekerli tempoda bir savaş sistemi var. Büyü, yakın dövüşe entegre edilmiş. Yani öyle sıfırdan bir büyücü karakter yaratma şansımız yok. Oyunun odağında daha çok bol silah ve yetenek alternatifiyle yakın ve menzilli dövüş yer alıyor. Büyüler için çeşitli parşömen ve eşyalar şart. Maceramızda iki fraksiyondan birini seçeceğiz. Yapacağımız bolca seçim olacak ve bizi pek çok diyalog, NPC ve farklı görev tipi bekleyecek. Oyunun etiketlerinde Soulslike var ama o denli zor olur mu? Sanmıyorum. Zira bir önceki cümlede bahsettiğim gibi, karşımızda rol yapma tarafı da oldukça kuvvetli olan bir iş var. 15 Ekim’de kiltleri dolaptan çıkartıyoruz. Braveheart <3.

Passageway of the Ancients
Muhteşem bir düşük prodüksiyon; oyunun grafiklerinden tut kapak görseline kadar her şeyde bunu buram buram hissediyorsunuz. Ama düşük prodüksiyon seviyesine rağmen oyunun vadettikleri fazlasıyla heyecan verici. Klasik CRPG formülüne sadık kalacak olan PotA, 4 kişilik bir ekip tarafından geliştiriliyor. O amatör ruh, oyunun Steam sayfasındaki gereksiz derecede detaylı açıklamadan da belli oluyor zaten. Ama bu durum oyunun iyi çıkma ihtimalini baltalayacak değil elbette. Geliştirici ekip, lore için bolca mesai harcamış.
Savaş sistemi hem gerçek zamanlı hem de sıra tabanlı savaş sistemlerinden çeşitli ögeler barındıracak. Karakterimizi klasik İnsan, Elf, Cüce üçlemesine göre yaratacağız ama bunların haricinde karakterimizin bir de “Dragonkindt” adında alt bir ırkı daha olacak. Bu ejderha ırkı sayesinde çok daha farklı yeteneklerimiz olacak ve seçtiğimiz iki ırkı da eş zamanlı olarak geliştireceğiz. Hikayenin odağında çözmemiz gereken bir suç olduğundan, bizi bekleyen bolca gizem ve bulmaca olacak. Ayrıca Lockpick gibi unsurlar da mini oyun tarzında bizi bekleyecek. Son olarak, ganimet kısmında oyunun zengin bir havuzu olduğu söyleniyor. 16 Ekim’de içimizdeki ejderhayı dışarı çıkartıyoruz, ehe.

Citadelum
İşin içinde ekonomi veya Antik Roma dönemi olunca, bir şehir kurma oyununa olan ilgim birkaç kat artıyor. Ve bu iki unsuru da bünyesinde barındıran Citadelum, bunların üstüne bir de tanrıları ekliyor. Oyun, klasik bir şehir kurma oyunu değil; sefere çıkıp savaşa savaşa topraklarımızı genişletebildiğimiz bir yapıda. Bu aralar bu tarz bir oyuna fazlasıyla aç olduğum için hem içerik olarak hem de teknik açıdan fazlasıyla heyecanlandım.
Oyunun inşa kısmına klasik şehir kurma mekanikleri hakim ancak özel olarak beğendiğim noktalar da var. Öncelikle şehirdeki o canlılık ve çeşitlilik hissiyatı iyi verilmiş gibi; nüfus fazlalaştıkça iyice göze hoş geleceğe benzer. Diğer sevdiğim şey ise kaynak çeşitliliğinin fazla oluşu. Bu da bize hem inşa edilecek bina sayısında hem de ekonomi kalemlerinde zenginlik sunacaktır. Savaş kısmında bölüklerden oluşan askerleri kontrol edeceğiz ve taktiksel düşünmemiz gerekecek. Topraklarımızı genişlettikçe yeni ticaret yollarına ve daha fazla paraya kavuşacağız. Bu esnada tapınaklar inşa edip tanrıların taleplerini yerine getireceğiz. Bize değerli hediyeler sunabilecekleri gibi gazaplarıyla şehirlerimizi yerle bir de edebilecekler. 17 Ekim’de Brütüs’e dikkat ediyoruz.

Hammer of Pain
HoP, içerik ve gösterilen özen açısından hype listemin sağlam bir yerinde. Kendisini “Soulslike demirci oyunu” diye özetlersem ayıp etmiş olurum. Çünkü öyle sadece demir dövüp kılıç kalkan üretmeyeceğiz. Bu ürettiklerimizi bolca kullanma fırsatımız da olacak. Silver adındaki ana karakterimiz ve kızı Nora ile beraber affı olmayan, düşmandan yana sıkıntı çekmeyen bir oyun evrenine adım atacağız. 100’ü aşkın görev, kendine ait bir hikayesi olan tonla NPC ve özel bir dövüş sistemi bizi bekleyecek.
Savaşlar için “basılı tut ve doğru anda bırak” mantığında bir sistem belirlenmiş; oynanış Souls mekaniklerinden ötürü bir nebze ağır olacaktır. Düşman çeşitliliğine de vurgu yapılmış ki, oyunun genel tasarımını düşününce hem etkileyici hem de çeşitliliği bol bir düşman havuzu olmalı. Silver’ı ayrı, Nora’yı ayrı yöneteceğiz ve karakterlerimizi geliştirebileceğiz. Nora, ok kullanırken, Silver’ın olayı ise yakın dövüş; demirciliğine sağlık. Oyunun RP kısmı, türdeşlerine göre daha sağlam temellere oturtulmuş. NPC ve görev sayısını bolca diyalog destekliyor. Son olarak, oyunda birçok zindan bulunacak ve 4 ana bölümden oluşan bir haritada yolculuk edeceğiz. 18 Ekim’de ocağın ateşini köklüyoruz.

Bir sonraki Dürbün’de görüşmek üzere!









