Yazar • 01:53• Dürbün

Dürbün: 20-26 Ekim’de Çıkacak Oyunlar

Bolca devam oyunu çıkan bir haftadayız. 20-26 Ekim’de çıkacak oyunlar genelde strateji ağırlıklı. Ayrıca bolca Capon ve Uzak Doğu yapımı görüyorum.

Ahoy!

Oha! Geçtiğimiz hafta 100. Dürbün sayısı imiş eğer yanlış hesaplamadıysam. Hesap dediğim de tüüüm Dürbünleri yazdığım doküman üzerinde CTRL + F yapıp “Ahoy!” diye aratmak. Ehe <3. Neyse 100’lü bir şeylerdeyiz işte çok şeetmeyin. Word sayfası açısından da 200’ü geçmişiz. Ben keyif alıyorum; umarım hislerimiz karşılıklıdır beybisi.

Bolca devam oyunu çıkan bir haftadayız. 20-26 Ekim’de çıkacak oyunlar genelde strateji ağırlıklı. Ayrıca bolca Capon ve Uzak Doğu yapımı görüyorum. Dürbün kadrosunun dışında gözüme çarpanlar: Awaken – Astral Blade, Worshippers of Cthulhu, Windblown, Age of History 3, Rivals of Aether 2, Sonic X Shadow Generations, Railroad Corporation 2, Romancing Saga 2, King’s Orders, YS X: Nordics, The Smurfs – Dreams ve Voidwrought

The Axis Unseen

Normal şartlarda bu “tribal” temalı oyunları pek sevmem. Yok kabiledir, şaman kültürüdür höt zöt ne oyunda ne de filmde tercih etmem. Lakin gelgelelim oyunun yapımcısı daha önce Skyrim, Fallout ve Metroid Prime gibi projelerde yer aldığı ve bir de açık dünya korku oyunu olduğu için yargılarımı kırdım. Ayrıca 1-2 tane de özgün mekaniğin yer alması hoşuma gitmedi değil. Bir de sahneye göre değişen heavy metal müziklerin katkısını da unutmayalım.

Oyunun sunacağı en keyifli özelliklerden biri duyuların önemli yer tutacak olması. Temelde canavarları avlayıp onların güçlerini elde edeceğiz. Ama bunu yaparken de dan dun ok sallaya sallaya düşmanları öldüremiyoruz. Tam bir av mantığında ilerlememiz gerekiyor. Canavarlar, kokumuzu alabiliyorlar ve bu yüzden rüzgarın yönüne göre pozisyon almamız şart. Rüzgar gibi doğal öğeler ateşin yayılmasını da etkilediği için elde edeceğimiz farklı tiplerdeki okları kullanırken bunu da göz önünde bulundurmamız gerekecek. Hikaye öğelerine ise açık dünyada sıkça denk geleceğiz. 22 Ekim’de yalnızca canavarlardan kaçınmak için değil her gün deodorant kullanıyoruz. Davarlığın lüzumu yok. 

No More Room in Hell 2

Mod olarak yola çıkıp daha sonra güzelce büyüyen isimlerden. İlk oyun, HL2 modu olarak yola çıkmıştı ve Source kullanarak ayrı bir yapım olarak Steam’de yer almıştı. Devam oyunu ise UE5 ile geliştiriliyor. Erken erişim olarak yayınlanacağı için henüz içerik anlamında çok da tatmin edici olmayacaktır. EE süreci, tek bir haritayla başlayacak. Ama ilk oyundaki çekirdek yapı birebir devam edeceği için bu haritada statik bir yapı olmayacak. Her oynayışta farklı sonuçlar görebileceğiz. Farklı zombi tipleri, farklı görevler ve farklı kişilerle oyuna girmek illa ki değişik deneyim sunacaktır. 

Açıkçası ilk oyuna göre genel mantık olarak ekstrem farklılıklar yok ama elbette teknik açıdan oyun çağ atlamış durumda. 8 kişiye kadar co-op desteği var. Her bir oyuncu, haritanın farklı bölgesinde spawn oluyor. Sesli chat yalnızca yakın mesafede aktif bundan dolayı hayatta kalabilmek için akıllı davranıp bir an önce ekiple bir araya gelmek şart. Kalıcı ölüm var. Bundan dolayı giden gidiyor. Bölüm sonunda ne kadar çok kişi hayatta kalırsa kazanılan ödül de o denli artıyor. Birbirinizi götünü kollayın yani. Ödül demişken, hayatta kaldığınız her bölüm sonunda karakteri geliştirme şansınız oluyor. Etrafta bunun için ıvır zıvır da topluyorsunuz. Henüz çok geniş bir silah yelpazesi olmayacak ama EE sürecinde hem harita hem de ekipman açısından alternatifler çoğalacak. 22 Ekim’de “La yine mi zombi?!” demeyelim. Güzel geliyor “gibi”. 

Feudal Baron: King’s Land

Bu hafta Strateji ve hatta Şehir Kurma türünde bolluk var. Dürbün’de iki tanesini ele aldım ama almadıklarımdan da yukarıda bahsettim. Kapağında Aragorn kılıklı bir baron barındıran FB, birkaç özelliğiyle piyasadaki hatırı sayılır miktardaki türdeşlerinden sıyrılıyor. Bir kere arayüz bana çok temiz geldi ki, bu tür için olmazsa olmaz. Diğer tarafta yönetim pencereleri de detaylı ve sade duruyor. Öğrenim eğrisi rahatlatan bir hamle olmuş. Hikaye modunun yanında sandbox ve olması da büyük artı. 

Diğer yönlerinde klasik mekanikler elbette bulunuyor. Halkın ihtiyaçları hem temel hem lüks hem de sosyal ihtiyaçlar olarak çeşit çeşit. Bunları tedarik ederken, salgın gibi hastalık odaklı ya da kıtlık gibi doğal problemlere hazırlıklı olmak gerekecek. Önce derme çatma bir çadırda kurduğumuz yerleşim, üstüne titredikçe bir şehre dönüşecek. Bu da başta yağmacılar gibi düşmanların ilgisini çekecek. Basit bir savaş sistemi de oyunda böylelikle yer alacak. 23 Ekim’de bari burada halk ağır vergilerle ezilmesin, aha sosyal mesaj. 

Prim

İlk görüşte Addams Ailesi’ni anımsatan ve ürkünçlükte aynı klasmanda yer alan bir oyun Prim. Direkt Ölüm’ün kızı rolündeyiz. Annesini kaybettikten sonra babasıyla ölüler diyarında yaşamak zorunda kalan Prim, Ölüm’ün sıkı kurallarından bayılıp öteki taraftan kaçmaya karar verir. 16. doğum gününde de bunu başarır ancak bazı özel güçleri de açığa çıkar. Elbette bunun sonucunda etraf bir hayli karışır. 

Oynanış standart Point & Click Adventure. Ama Prim’i özel yapan şeyler ilk başta teknik detaylarda. Çizimler harika. Görsellerle beraber animasyonlar da aynı etkileyici seviyede oluşturulmuş. Hikaye azıcık acıklı ve bolca korkutucu gibi görünse de aslında oyunun mizahi yönü daha ağır basacak. Bolca bulmaca ve mini oyunla oynanış çeşitlendirilecek ve yöneteceğimiz birden fazla karakter olacak. Ayrıca tüm diyaloglarda seslendirme bulunacak. Türkçe olaydı eyiydi tabii. 24 Ekim’de Cadılar Bayramı için ilk meşaleyi yakıyoruz. 

Industry Giant 4.0

Son dönemde en çok ihtiyaç duyduğum oyun tipi olsa da muhtemelen kafa verecek vaktim olmayacak, hüzün. IG serisinin daha önce iki oyunu vardı. 3’e geçmeden direkt Dördüncü Sanayi Devrimi moduna girmişler ve mantıklı da olmuş. Yalnızca inşaat odaklı bir oyun olmayacağını biliyoruz. Daha hemen oyunun başında şirketin genel iskeletini oluşturacağız ve böylece bazı özelliklerimiz erkenden belli olacak. IG 4.0’da zaman 1950’lerden başlayacak yani geniş bir ekonomik tarihçeye sahip olacağız. 

İnşaat tabii ki çok önemli bir yer tutacak çünkü başta lojistik ve üretim kalemleri, neyi nerede inşa ettiğimiz ile doğrudan bağlantılı. Ama bunun dışında tedarik zincirinde ürünün müşteriye sorunsuz ulaşması en büyük amaç olacak. Bunu hem kendi plansızlığımızdan hem de dış etkenlerden tam sağlayamadığımız dönemler olacak. Çevre koşulları, işimizi direkt etkileyecek. Ekonomik krizlerle boğuşacağız. Zaman ilerledikçe otomasyon ve dijitalleşme kavramlarını mevcut organizasyona entegre etmek zorunda kalacağız. Tüm bunlar cidden nefis özellikler ama bana da işte zaman lazım. 24 Ekim’de “1958’den beri” tabelasını asıyoruz.

Bir sonraki Dürbün’de görüşmek üzere!

(Visited 27 times, 1 visits today)
↑
Kapat