Yazlar sadece su açısından değil, oyun açısından da kurak geçer; en azından oyun sektörünün kullanmayı çok sevdiği bir cümledir bu. Ama çok kullanılması cümleyi haklı değil, “klişe” haline getiriyor. Evet, bir zamanlar gerçekten öyleydi. Yaz aylarını backlog’umuzu temizlemek için fırsat bilir ve sevdiğimiz oyunları tekrar tekrar oynardık. Geçtiğimiz yaz aylarının ise diğer aylardan – bunaltıcı sıcak dışında – hiçbir farkı yoktu. Başımıza tonla oyun yağdı, özellikle indie dünyası pek çok farklı işe sahne oldu. Ben de bu oyunların hem popüler hem de başarılı olanlarını derlemek istedim. İşte karşınızda bu yaz çıkan popüler bağımsız oyunlar!
Bu Yaz Çıkan Popüler Bağımsız Oyunlar
Still Wakes The Deep – 18 Haziran
Yaz, indie dünyası için Still Wakes The Deep ile başladı. Summer Game Fest vb. etkinliklerde duyurulan bağımsız yapımlara hiç girmiyorum, onlar da başka bir yazının konusu olsun artık. Biz dönelim Still Wakes The Deep’e. Kendisi yılın en çok beklenen bağımsız oyunlarından biriydi. Beklentileri büyük oranda karşılamasını da bildi.
1975 yılında, Kuzey Denizi’nin üzerindeki bir petrol platformunda geçen Still Wakes The Deep, Amnesia: A Machine For Pigs’in geliştiricisinin yeni korku oyunu. Platformdan kaçmaya çalışırken pek çok tehlikeyle yüzleşiyor ve bir yandan da mürettebatımızı arıyoruz. Zamanında oyun için “Alien: Isolation’ı andırmıyor değil; atmosferi de onun gibi kuvvetli olursa bu iş tamamdır.” demiştim. Oynayanlar da Still Wakes The Deep’i benim gibi Alien: Isolation’a benzetmiş ama oyun ondan çok daha sinematik bir deneyim sunuyormuş. Eleştirilerin çoğu da bu sinematik yapıyla ilgili bu arada. Yoksa oyunun diğer unsurları – görselliği, ses tasarımı, akıcılığı vs. – oldukça beğenilmiş.
Go-Go Town! – 18 Haziran
Gelelim Still Wakes The Deep ile aynı gün çıkan Go-Go Town’a. Oyunda küçük bir kasabanın belediye başkanı oluyor ve kasabayı en küçük detayına kadar inşa ediyoruz. Ziyaretçileri etkilemek ve onları kasabamızda yaşamaya ikna etmek birinci önceliğimiz. Bu yüzden turistik açıdan başarılı işlere imza atmamız gerekiyor
4 kişiye kadar co-op desteği sunması, Go-Go Town’ın en cezbedici özelliklerinden biri. Kaynak toplama, balık tutma ve araç kullanımı gibi unsurlar da oyuna iyice çeşitlilik katıyor. Oyun hakkında daha detaylı bilgi için 16 Haziran tarihli Dürbün sayımıza göz atabilirsiniz.
Anger Foot – 11 Temmuz
Haziran yukarıdaki 2 oyun haricinde sessiz geçti. Temmuz ise Anger Foot ile başlayan harika bir oyun trenine sahne oldu. Diğer isimlere geçmeden önce Anger Foot’u iyice bir konuşalım. “Shit City” adındaki, ismine uygun yaşayan bir şehirde çete üyelerini tekmeliyor ve günün sonunda yeni silahlarla ayakkabılara kavuşuyoruz: Anger Foot işte böyle bir oyun. Oyuncuya bolca sert müzik ve aksiyon vadediyor.
Broforce’un yapımcılarının elinden çıkması da Anger Foot’u ilgi çekici hale getiren unsurlardan biri. Oyuna dair gördüğüm tek eleştiri, optimizasyon sorununun bir yerden sonra iyice dayanılmaz bir hal alması. Anger Foot’a da tıpkı Go-Go Town! gibi Dürbün’de yer vermiştik. Daha detaylı bilgi için ilgili sayıya göz atabilirsiniz.
Nobody Wants to Die – 17 Temmuz
Gelin Nobody Wants to Die ile “küçük” bir yolculuğa çıkalım. 2329’un New York’unda bir dedektifiz. Ölümsüzlük keşfedilmiş ve ölüm, zenginler için bir korku unsuru olmaktan çıkmış. Bir seri katil de henüz bilmediğimiz bir sebepten ötürü bu zenginlerin peşine düşmüş ve peş peşe cinayetler işlemeye başlamış. Eh, bir dedektif olarak bu seri katili bulmak da bize kalıyor.
Karakterimizin dedektif oluşu ve oyunun temelini bir kovalamacanın oluşturması sizi yanıltmasın; Nobody Wants to Die bir dedektiflik oyunu değil. Oyunu oynayanlar yaşadıkları deneyime “interaktif bir dedektiflik hikayesi” demeyi daha uygun görüyor. Mekanikler kısıtlı, sinematik anlatım ise kuvvetliymiş. Oyunun yapısını genel olarak Cyberpunk 2077’deki BD sekanslarına benzetenler de var ki, CP77’de bu mekaniğin hakkının yeterince verilemediğini düşünüyorum. İyi bir örneği, kendisini ayrı bir oyun olarak hayli hayli oynatır.
The Operator – 22 Temmuz
Sırada öyle interaktif falan olmayan has bir dedektiflik oyunu var. The Operator, bilgisayar terminalinde geçen tek mekan oyunlardan biri. Oyun boyunca “FDI” veri tabanında geziyor, çeşitli bulmacalar çözüyor ve deyim yerindeyse oturduğumuz yerden adalet dağıtıyoruz.
Oyunun anlatmaya çalıştığı ve bizim de kararlarımızla müdahil olabildiğimiz bir hikaye var. Ama işte, sadece BİR hikaye var ve The Operator’ın en çok eleştirildiği husus da bu: Oyun birkaç saatlik bir oynanış süresine sahip. Aslında ortada kelimenin tam anlamıyla bir eleştiri de yok; oyuncular oyunu sevdiklerinden ötürü kısa oluşundan yakınıyor. The Operator’ın seri haline gelmesini isteyenleri bile gördüm. Bir gün olur da devam oyununun çıktığını görürsem söz haberini yapacağım.
Cataclismo – 22 Temmuz
The Operator ile aynı gün çıkan Cataclismo ise çok daha çeşitli bir oyun; bir yandan en ince ayrıntısına kadar koca kale inşa ediyor, diğer yandan kaynaklarımızı yönetiyor ve bitmek tükenmek bilmeyen düşmanlara karşı ayakta kalmaya çalışıyoruz. Oyun bu işleyişi gece – gündüz döngüsüne yedirmiş. Gündüzleri keşif için ekipler görevlendiriyor ve etraftan kaynak toplamaya çalışıyoruz. Geceleri ise azgın kitleler halinde gelen düşmanlara karşı kaleyi savunuyoruz.
Cataclismo, erken erişim olarak çıktı ve oyuna gelen neredeyse tüm eleştiriler de mevcut içerik eksikliğinden ötürü. Önümüzdeki günlerde çoğu problem giderilecektir. Oyun hakkında daha detaylı bilgi, 21 Temmuz tarihli Dürbün‘de mevcut.
Conscript – 23 Temmuz
Verdun’da kaybolan bir Fransız askerini canlandırdığımız Conscript, görselliğiyle daha ilk bakışta dikkat çeken bir Survival Horror. Başta siperler olmak üzere, oyunda 1. Dünya Savaşı’na ait pek çok unsur bulunuyor ve bunlar ustaca bir korku ögesine dönüştürülmüş.
Conscript, tek bir kişinin, Jordan Mochi’nin imzasını taşımasıyla da ayrıca bir tebriği hak ediyor. Oyun hakkında daha detaylı bilgi için Cataclismo’ya da yer verdiğimiz 21 Temmuz tarihli Dürbün‘e göz atabilirsiniz.
Minds Beneath Us – 31 Temmuz
Temmuz ayına Minds Beneath Us ile veda ediyoruz. Oyun, Nobody Wants to Die gibi yine gelecekte geçiyor ve temasıyla Cyberpunk 2077’ye selam çakıyor. Bize ait olmayan bir vücuttayız. Vücudun daha önceki sahibi, bilinçaltımızda hala aktif ve takdir edersiniz ki, bu durum ciddi sorunlar yaratıyor.
Visual Novel türündeki Minds Beneath Us, tamamen el çizimi grafiklere sahip. Oynanış elbette diyalog ağırlıklı ama oyunda bolca aksiyon sahnesi de mevcut. Artık yazmaktan sıkıldım; daha detaylı bilgi için sizi Dürbün‘e alalım.
Thank Goodness You’re Here! – 1 Ağustos
Temmuz, 6 oyunla dolu dolu geçmiş olsa da önümüzde çok daha yoğun bir ay var. Açılışı Thank Goodness You’re Here! ile yapıyoruz. Oyun, absürt bir macera oyunu. Tüccar olarak gittiğimiz kasabanın halkı tamamen kaçık ve garip garip görevleri üzerimize fırlatıp duruyorlar. Biz de bu görevleri tamamladıkça kasabanın yeni bölgelerine ulaşım sağlıyoruz.
Oyunun harika çizimlerini tamamen seslendirilmiş diyaloglar tamamlıyor. Bu arada, popülariteden bağımsız, Thank Goodness You’re Here! oyuncu ve eleştirmenlerden aldığı yorumlarla listenin en başarılı ismi olabilir. The Game Awards’ta En İyi Indie ödülü için yarışacak gibi duruyor. Daha detaylı bilgi için konum belli; yazmaya gerek yok.
Vladik Brutal – 9 Ağustos
Thank Goodness You’re Here! için en başarılı isim dedik, Vladik Brutal’a da listedeki en popüler isim dersek yanlış olmaz. Oyun, Half-Life’tan esinlenilerek geliştirilmiş bir FPS. Maceramız boyunca zombidir, yaratıktır, Combine çakması askerlerdir aklınıza gelebilecek her şeyle savaşıyoruz.
Gunplay keyifli ve silah yelpazesi de yeterli. Araç kullanımı da oyunda mevcut. Ve daha detaylı bilgi de yine Dürbün‘de.
Gourdlets – 15 Ağustos
Gelelim Gourdlets’e. Oyunumuz sessiz sakin bir Şehir Kurma oyunu. Halkımız sebzelerden oluşuyor ve kasabamızı inşa ederken hemen her şeyi özelleştirebiliyoruz. Buna binaların iç dekorasyonu da dahil.
Oyunda bir para birimi ya da nihai bir amaç yok. Bu da hayalimizdeki kasabayı oluşturmakta özgür olduğumuz anlamına geliyor. Çok değil, birkaç sayı önce Gourdlets’e Dürbün‘de yer vermiştik; daha detaylı bilgi için sizi oraya alalım.
Arco – 15 Ağustos
Çıkışından sadece birkaç gün önce keşfettiğim Arco, listedeki favori isimlerimden biri. Oyun, hikaye anlatımına son derece önem veren ve seçimleri konunun merkezine yerleştiren bir Western macerası. Genel olarak klasik bir Taktiksel RYO olsa da Arco’yu türdeşlerinden ayıran birkaç unsur var.
Bunlardan en dikkat çekeni kesinlikle savaş sistemi. Savaşlar için yarı gerçek zamanlı yarı sıra tabanlı bir savaş sistemi tasarlanmış. Transistor da buna benzer bir yapıya sahipti ve oynarken gerçekten eğlenmiştim; ilk kez denk gelenler için ekstra keyifli bir deneyim olacaktır. Ve tahmin edebileceğiniz gibi Arco da bir Dürbün mahsulü…
Tactical Breach Wizards – 22 Ağustos
Sırada Tactical Breach Wizards var. Oyunda farklı yetenekleri olan bir büyücü ekibiyle dört farklı düşman grubuna karşı savaşıyoruz. Görevleri tamamladıkça da her bir ekip üyemizin büyülü ekipmanını geliştirme şansımız oluyor.
Hikaye kısmında öyle ağır bir yapı yok. Ancak yapacağımız basit seçimlerle hikayede yer alabilmemizi sağlamışlar. Son olarak, sınırsız geriye sarma hakkı da oyuna farklı bir tat katmış. Daha detaylı bilgi 18 Ağustos tarihli Dürbün‘de mevcut.
Toy Shire – 26 Ağustos
Listedeki tek Türk bandıralı isme geldik. Gururumuz Toy Shire, Toy Story temalı bir Tower Defense oyunu. Ama Tower Defense deyince aklınıza sadece kule dikip defans yaptığımız bir yapı gelmesin. Oyuncak askerlerimizi kullanarak biz de saldırıya geçebiliyoruz. Bu da oyunu türdeşlerinden ayırarak iyice akıcı bir hale getiriyor.
Daha önce Toy Shire hakkında bir içerik hazırlamıştım. İnceleme de yolda, birkaç gün içinde yayınlamayı planlıyoruz. Şimdiden haberiniz olsun.
Crypt Custodian – 27 Ağustos
Şimdi fark ettim: Crypt Custodian, listedeki ilk ve tek Metroidvania. Hemen her hafta yeni örneklerini gördüğümüz bir türün buraya sadece bir oyun sokabilmesi ilginç. Neyse, dönelim Crypt Custodian’a. Oyunu kısaca “kedili Metroidvania” olarak özetleyebiliriz. Öteki dünyanın deyim yerindeyse hademeliğini yapan Pluto isimli bir kediyi kontrol ediyoruz. Artık ne halt yediysek, sonsuza kadar bu işten sorumluyuz ve elimizde sadece bir süpürge var.
Neyse ki oyunda ilerledikçe yeni yetenekler elde ediyor ve öteki dünyanın bokunu püsürünü daha efektif bir biçimde temizliyoruz. Maceramız boyunca karşımıza tabii ki çeşitli bulmacalar, gizli bölgeler, çeşit çeşit düşmanlar ve bölüm sonu canavarları da çıkıyor. Daha detaylı bilgi için nereye gideceğinizi biliyorsunuz.

Yayıncı: Kyle Thompson & Top Hat Studios & H2 Interactive
27 Ağustos'ta çıktı.
Memoriapolis – 29 Ağustos
Listenin sonunda, sona yakışan iddialı bir isim var. Şehir Kurma oyunu Memoriapolis, çıkışından önce, bünyesinde şu ana kadar bir oyunda inşa edilmiş en gerçek görünümlü şehri oluşturabileceğimizi iddia etmişti. Tabii bu çok büyük bir iddia ve oyun erken erişim olarak çıktığından söylenen hale gelebilmesi için önünde uzun bir yol var.
Peki diğer unsurlar? Normalde 4X türünde gördüğümüz “asırlarca devam eden devletler” konsepti, Memoriapolis’te yerini tek ama son derece detaylı bir şehre bırakıyor. Oyunda dört – şu an sadece iki tanesi oynanabilir durumda – farklı çağ bulunuyor; şehrimiz, her bir çağda farklı sorun ve gereksinimlerle yüzleşiyor. Oyun hakkında daha detaylı bilgi için sizi son kez Dürbün‘e alalım.



















