Yazar 01:03 Dürbün

Dürbün: 27 Ekim – 2 Kasım’da Çıkacak Oyunlar

27 Ekim – 2 Kasım’da çıkacak oyunlar, iyi bir ay geçişi sunuyor. Red Dead Redemption’ı PC’de ilk kez ağırlayacağımız bu haftada, woke zehrine rağmen Dragon Age: Veilguard öne çıkan diğer isim.

Ahoy!

Normal şartlarda çok heyecan duyacağım bir hafta olacak iken, woke kültürü sağolsun son gelen Dragon Age videolarına tiksintiyle bakıyorum. Dragon Age 2 hariç 1 ve 3’e bayılan biri olarak söylüyorum bunu. Bu satırlarda çok kez eleştirdiğim akım, maalesef sevdiğim birçok IP’ye dokundu ve daha da dokunacak. Bundan dolayı ses çıkarmadan kabullenmek yerine “vote with your wallet” diyor ve boykot ediyorum. “Ay sen oyun basınısın, değilim, her şeyi objektif incelemelisin” falan demeyin. Çünkü ana akım medya bu oyunu subjektif biçimde överken, ben gayet bok atabilirim. Benim Mass Effect fanboyluğumu sınamayın!

Geçtiğimiz haftalarda pek övdüğüm Within the Cosmos ertelenmişti. Aha bu hafta çıkacak. Red Dead Redemption, ilk kez PC’ye geliyor ve fiyatını göz ardı edebilirseniz, eski bir oyun için çok fazla, en az ikinci oyun kadar sizi tatmin edecektir. Hatta kendine özel bir aurası var ilk oyunun. 2-3 kere bitirdiğim ender yapımlardan. İndirime girse de PC’ye de alsak.

27 Ekim – 2 Kasım’da çıkacak oyunlar, iyi bir ay geçişi sunuyor. Life is Strange: Double Exposure (woke), Don’t Be Afraid 2, Horizon Zero Dawn Remastered, Shadows of the Damned: Hella Remastered, Clock Tower: Rewind (bu ne be paso remastered), Farmagia, Tlatoani: Aztec Cities, Elin, Haven & Hearth, Reaper, Bad 2 Bad: Apocalypse, Coffee Please Blackheart, ve Dragon Age: Veilguard (canım ya) ile kalabalık bir kadro oluşuyor.

Moon Mystery

Küçük bir yapımcıdan bayağı güzel görünen bir ay macerası. Dünya ile bağlantısı kopan bir astronotun Ay’a pek de yumuşak olmayan bir inişine tanıklık edeceğiz. Uzayda olmamızdan dolayı zaten doğal tehlikeler bir hayli fazlayken, bir de işin içine paranormal zımbırtılar girecek. Ay’a kalıcı bir üs kurulmuş ancak işler yolunda gitmemiş. Biz de bunun sebeplerini araştırırken bir taraftan da götü kaptırmamanın yollarını arayacağız.

Mevzu Ay üzerinde geçecek gibi dursa da oradan oraya kapılar açılacağı belli. Bunları yaparken türlü türlü araç kullanıp geniş alanlara yayılan üssü keşfedeceğiz. Oynanışta genel bir çeşitlilik sağlamışlar gibi. Bolca bulmaca ve zorlayıcı çevre öğesi bizi bekleyecek. Yürüme simülatörü olarak kurgulanmaması güzel çünkü fena durmayan bir gunplay ile beraber çatışmalara gireceğiz. Yapay zeka açısından sıkıntılı bir sürü robotun yanında paranormal temelli bilinmeyen düşmanlarla da savaşacağız. 28 Ekim’de Ay’a inildi mi inilmedi mi tartışmalarına bir son verip üstüne düz dünyacıları döveceğiz.

Tostçu

Çok acayip iş. İsminden anlaşılacağı üzere yerli bir yapım. 90’larda babadan bir tostçu dükkanını geçici olarak devralıyoruz. Grafiklerde de PS1vari görseller bundan tercih edilmiş. Olayımız, elbette müşteri memnuniyetini sağlamak için bolca tost bişirip satmak. Tost mekanikleri (!) oldukça detaylı olarak tasarlanmış. Hem her sipariş rastgele olarak gelecek ve farklı talepler içerecek, hem de malzemelere dikkat etmezsek çürüme, yanma gibi problemler ortaya çıkacak. Yani A’dan Z’ya o dükkanın temizliğinden servisine her şeyi bizde.

Fakat bu haftanın trendi olarak gizemli olaylar Tostçu’da da peşimizi bırakmıyor. Etrafımızda bir takım olaylar olacak. Biz bunlara direkt maruz kalacağız ya da etraftan, radyodan falan da öğreneceğiz. NPC’leri yalnızca doyurmakla kalmayacak ayrıca onlarla çene de çalacağız. Hikayede bolca 90’lar pop kültüründen ve siyasetinden kesitler görmeyi elbette çok isterim. Bir de karakter suratlarını yapımcılar mahalledeki dayılardan falan aldılar zaar. Muhteşem oturmuş. 28 Ekim’de “Tostçu Ahmet Kaan” markasıyla kurdeleyi kesiyor, acı da atıyoruz.

Sulfur

Bir Rogue-like. Çok tercih etmem, bilirsiniz. Ama bunun gibi farklı örneklerine de bolca vakit ayırabilirim. Sulfur, Extraction Shooter mekanikleriyle Aksiyon – Macera türünü harmanlıyor. Low poly grafiklere aldanmayın, özellikle silah özelleştirmeleri tarafında çok detaylı seçenekler sunuyor. İndiğimiz zindanlar ya da ziyaret ettiğimiz yerleşim yerlerinde tarikatçı kılıklı düşmanlardan tutun eciş bücüş canavarlara kadar bir sürü düşmanı indirip loot düşürmeye çalışacağız.

Oyunun loot döngüsünde de silahlar gibi detaylı alternatifler mevcut. Farklı ayaklara farklı ayakkabılar, botlar giydirecek kadar ıncık cıncık bir ekipman menüsü var. Her bir seferde bolca loot düşüreceğiz. Bunları bölüm sonuna taşırsak bizim olacak. Bir sonraki sefere geçerken elimizdekilerden bir build oluşturup mekana öyle saldıracağız. Eğer ölürsek, elimizde ne var ne yok gidecek. İşte oyunun kendine has kısmı da burada. Build planlama aşamasında ince ayar sayısı çok olacak. Kullandığımız silah eklentiler bu açıdan büyük önem taşıyacak. Oyunun gunplay’i çok keyifli gibi duruyor. Erken erişimde yayınlanacak olması bir nebze üzse geliştiricilerin anlattığı üzere ilk versiyonda yeterli içerik var. 28 Ekim’de o ekran görüntüsünde kapıdan jumpscare yapmaya çalışan ibiş tarikatçıya headshot atıyoruz. Göt resmen.

Fruitbus

Baktım ki Tostçu oluyoruz, “E biraz da sağlıklı beslenelim” istedim ve Fruitbus’ı konuk ettim. Fruitbus, Tostçu’nun 90’lar depresyonunu aksine cıvıl cıvıl. Bir food truck sahibiyiz. Açık dünyada, farklı adalarda gezip yeni meyve sebzelerle tanışacağız. Ürünü iyi öğrenip ona göre menümüzü geliştireceğiz. Para kazandıkça kamyoneti geliştirecek ve zaten mutlu olan müşterileri havalara uçuracağız.

Oyunun bu malzeme toplama mekaniğini keşif ile birleştirmişler. Biraz çiftçilik ve toplayıcılık yapacağız ama bir Stardew Valley kadar bizi kitleyen cinsten olmayacak. Dağ, bayır gezip gizliden kalmış malzemeleri bile yeniden gün yüzüne çıkaracağız. Aracın mutfak kısmını rahat çalışabileceğimiz biçimde kendimi dekore edeceğiz. Müşterilerle özel bir bağ kuracağız. Her bir müşterinin geçmişi farklı olacak ve onların anılarını yeniden canlandıracak kadar özel tabaklar çıkaracağız. 28 Ekim’de sokak lezzetlerinde Hindistan’ı değil İtalya’yı örnek alıyoruz. Davarlığın lüzumu yok.

Albatroz

Bu aralar fena halde şehir bokundan uzaklaşıp gezesim var hele iş miş beni pek tatmin etmiyor. Tam da bundan dolayı benlik oyun Albatroz. Kardeşimizi bulmaya çalıştığımız bir yol macerasına çıkacağız Abatroz’da. Aynı isimli gizemli bir dağ var imiş. Kardeş de bunu bulmak için yollara düşmüş ama kayıpmış. Oyunun coğrafi çeşitliliği güzel gibi. Dağlardan ormanlara, dondurucu karlardan masmavi denize kadar oyun dünyasına aktarılmış. Tabii ki, bu bölgeler güzel göründükleri kadar bir hayatta kalma mekaniğine de eşlik edecekler.

Geniş arazilerde paldır küldür yol almaya çalışırken bir yandan da kaynak toplayıp temel ihtiyaçları karşılayacağız. Bu esnada yetenekleri de geliştireceğiz. Engebeli araziler çokça olduğu için platform mekanikleri kullanılmış. Bunun yanında oynanışı daha çeşitli hale getirecek farklı dokunuşlar da var. Araç kullanımı ise beni çeken öğelerden. Umarım bunun için bolca arazi sunmuşlardır. Oynanış videosunda uçurumdan falan uçuyorduk. Yerel halk ile sık sık karşılaşacağız. Keşfetmek önemli bir yer tutacak çünkü ilerleyebilmek için farklı kaynaklar bulmamız gerekecek. 1 Kasım’da

Bir sonraki Dürbün’de görüşmek üzere!

(Visited 28 times, 1 visits today)
Kapat