Çoğu incelemede yazdığı gibi ben de PS1 tarzı grafiklerini görür görmez aldım Easy Delivery Co.’yu. Tabii bununla birlikte beni oyuna çeken çok daha fazla unsur vardı: Başlı başına kargocu bir kedi olmak, diğer kedilerden aldığımız kargoları kar kış demeden gitmesi gereken yerlere ulaştırmaya çalışmak ve tüm bunları PS1 tarzının da büyük katkısıyla hem rahatlatıcı hem de depresif bir atmosferde yapacak olmak. Peki, günün sonunda oyunu alma motivasyonlarım ne derece karşılandı?
Bu havada yemek mi söylenir ya!
EasyCo adlı kargo şirketinin bir kargocusu olarak, Seb isimli çalışanın yerine geliyoruz bu ücra kış bölgesine. Dışarıda dondurucu bir soğuk var ve bizim de hem para kazanabilmek hem de direkt hayatta kalabilmek için Japon marka kamyonetimizle hızla kargo dağıtmaya başlamamız gerekiyor. Easy Delivery Co. bu giriş kısmını dakikalar içerisinde geçiyor ve kendinizi çoktan ilk teslimatınızı yapmış buluyorsunuz. Oyunun hikayesi de ilk teslimatın ardından start alıyor…
Dışarıda ayazı yiyip “Nereden geldim ben buraya?” dediğimiz anda kamp ateşinin başındaki bir köpek dikkatimizi çekiyor. Adı “MK” olan bu arkadaş, maceramız boyunca bize çeşitli görevler veriyor ve aslında bir nevi oyunun sonunu görmemizi sağlıyor. Hikayeye gelirsek… Çok kısa bahsetmem bile spoiler olabilir; kısa bir senaryosu var zaten Easy Delivery Co.’nun. Yazının başında atmosferin hem rahatlatıcı hem de depresif durduğunu söylemiştim, tek diyebileceğim şey oyunda ilerledikçe senaryonun daha da karanlıklaşması. Ki, kedili bir kargo oyunundan hiç beklemediğim bir derinlikti bu tabii.
“Araf”
Hikaye ne kadar hakkında türlü teori videosu yapılacak kadar derinse, oynanış kısmı da maalesef o kadar sığ. Oyuna dair yapacağım ilk eleştiri de bu. Mağaza sayfasında “rahatlatıcı bir sürüş oyunu” ibaresi bulunan bir yapımdan tabii ki öyle gerçekçi veya direkt simülasyon tadında bir oynanış beklemiyorum. Ama bazı unsurların eksikliği oyunu arkanıza yaslanarak oynayabilmenize de engel oluyor… Bu da ilginç bir “araf” durumunu doğuruyor bence. Mesela kargoyu almak veya teslim etmek tam bir işkence, oyundaki harita ve yönergeler hiç oyuncu dostu değil çünkü. Haritada mevcut konumunuzu görememek falan çok ilginç hissettiriyor gerçekten. Ki, okuduğum bir yoruma göre oyunun demo sürümünde varmış bu. Sonradan kaldırılmış yani. Sebebini anlayamadım hiç.
Bununla birlikte maceranız boyunca enerjinizi de takip etmeniz gerekiyor. Enerjiniz azaldıkça daha da üşüyor ve en sonunda ölüyorsunuz. Sözde rahatlatıcı bir oyuna böyle bir hayatta kalma mekaniğinin eklenmesini de konforsuz buldum tabii ki. Çünkü bu enerji mekaniği gerçekten dişe dokunur bir zorluk yaratmıyor, enerji içeceği veya kahve gibi tüketilebilir içecekleri içtiğiniz an sorun ortadan kalkıyor. E o zaman oyun boyunca bir gözümün enerji çubuğunda olmasına ne gerek var ki? Büyük bir karın ağrısı sadece. İşte tüm bunlar yukarıda belirttiğim “araf” durumunu yaratıyor. Easy Delivery Co. rahatlatıcı bir oyun olamayacak kadar “konforsuz”, tam tersi zorlu bir simülasyon olamayacak kadar da “sığ” bir oyun. Tarifleri karıştırmaya hiç gerek yokmuş bence.
Kapanış
Son olarak oyunun korku ögelerinden de bahsetmek istiyorum. Evet, rahatlatıcı – şu kelimeyi bir daha kullanmak istemiyorum uzun süre – bir oyun olarak geçse de Easy Delivery Co.’nun böyle bir yönü de var. En azından bir noktadan sonra PS1 tarzının da yarattığı depresif hissin buna dönüştüğünü söyleyebilirim. Yukarıda zaten senaryonun ileride daha karanlık bir hal aldığını söylemiştim, oyun içi unsurlar ise bundan bağımsız olarak çeşitli gerilim unsurlarına sahip bence. Mesela öldüğünüzde… Neyse, spoiler vermiş olmayayım ^^. Yani, zaten teması buna çok uygun olduğu için farklı bir tat katmış genel olarak bu tip şeyler.
Sözün özü, yazıda belki genel olarak olumsuz bir portre çizmiş olabilirim ama Easy Delivery Co.’yu oynadığım için pişman değilim. Özellikle oynanış kısmında yapılan bazı tercihleri hiç anlayamasam da oyuncuya kısa ve etkili bir deneyim sunuyor bence oyun. Ayrı ayrı PS1 tarzı grafikleri, kedileri ve kar kış kıyamet temalarını seviyorsanız alın bir deneyin derim. Bu arada söylemeyi unuttum ama oyunun Türkçe dil desteği de bulunuyor.







