Yazar 21:46 İnceleme

Tainted Grail: Fall of Avalon İncelemesi

Tainted Grail: Fall of Avalon, erken erişim olarak ilk yayınlandığında TES oyunlarını sadık biçimde örnek alan mekanikleriyle bir “Scrollslike” kavramının konuşulmasını sağlamıştı.

Açık dünya yapısına sahip RPG oyunlarını ayrı bir severim. Gothic serisi baş tacımdır. The Elder Scrolls serisi ve elbette açık dünya RPG konseptini arşa çıkaran Witcher 3 ile ömrümün büyük bir kısmını geçirdim. Kingdom Come: Deliverance 2 ise benim için yalnızca bu senenin değil, tüm zamanların favorilerinden biri oldu. Türün son örneklerinden olan Tainted Grail: Fall of Avalon, erken erişim olarak ilk yayınlandığında TES oyunlarını sadık biçimde örnek alan mekanikleriyle bir “Scrollslike” kavramının konuşulmasını sağlamıştı. Geliştirici firmanın ilk oyunu olmadığının altını çizmeli. Tainted Grail: Conquest adında bir Deck Builder – Rogulike oyunla seriye start verdiler. 

Tainted Grail: Fall of Avalon’un örnek aldığı oyunların arasında yalnızca Bethesda RPG’leri yok. Hatta oynanış ve seviye sistemi dışında TES’e çok da fazla sırtını dayamamış. Sanat tasarımında Elden Ring ile beraber From Software tarafına göndermeler var. Act 1’deyken hem bitki örtüsü hem de mekanlardan ötürü bolca Limgrave esintisi hissettim. Keşif hissi, hand-crafted yapısı ve oyunun genel gidişatı açısından da Gothic hissiyatını bolca aldım. Yerleşimlere tıkılıp kalmış insanlar, sıradışı görevler, karanlık bir ciddiyete sahip dünyanın aksine mizahi öğeler vs. derken çok böyle “Gothic Gothic” bağırmıyor oyun. Ama aşırı tanıdık bir duygu da veriyor.

Bir de not etmem gerekir ki, oyun açık dünya değil, yarı açık dünya. Steam sayfasında da open world ibaresi var ama 3 adet büyük bölgeden oluşan bir yapısı var. Tek parçadan oluşmuyor. Bu elbette oyunu iyi ya da kötü yapan unsurlardan biri değil. 

Yuvarlak Masa Şövalyeleri

Hikaye ve anlatım teknikleri, Tainted Grail’in en öne çıkan özelliklerinden. Farklı bir Kral Arthur hikayesine tanıklık ediyoruz ve tabii ki, efsaneye dair önemli karakterlerden bazılarıyla tanışıyoruz. Ne ana hikayede ne de görevlerde sıkılmadım. Oyunun son bölümleri için yanlış kurgulanan şeyler olsa da bu genel havayı asla etkilemedi. Bu açıdan hem yazım kalitesi hem de senaryo gayet etkileyici. Ayrıca karanlık atmosfer çok çok iyi yansıtılmış. Hikaye demişken, oyun, Avalon Adası’nda geçiyor. Kral Arthur’un düşüşünden 600 yıl sonrasına gidiyoruz. Kızıl Ölüm adında bir veba ve Wyrdness adında kadim bir bela yüzünden Avalon büyük sıkıntılar yaşıyor. Tıpkı Oblivion gibi bir mahkum olarak zindanda uyanıyoruz. Bu sırada yolumuz Arthur’un ruhuyla kesişiyor ve ruhunun kalan parçalarını toplamak için zindanın bulunduğu adadan kaçıyoruz. Tainted Grail’in girişi böyle. Oyun süresince ve sonunda ise kararlarımızın bir değeri var. Dümdüz oynamıyoruz.

Tainted Grail: Fall of Avalon 3 bölümden oluşuyor. İlk 2 act içerisinde birer büyük yerleşim, son act sınırlarında ise 4 adet daha ufak yerleşim bulunuyor. Karşılaştığımız karakterler çok akılda kalıcı tipler değiller; baştan belirtmeliyim. Fakat kesinlikle sıkıcı NPC’ler de değiller. Hepsinin anlatacak bir şeylerinin olması işi güzel yapan detay. Sadece oyun dünyasında iz bırakacak noktadan uzaklar. Ve evet, romance seçenekleri mevcut. Bir de bir ara evcil hayvanımız falan oluyor; pek tatliş <3. Diyalog sayısı bir hayli fazla ve lore için anlamı olan konular konuşuluyor. Ayrıca çevrede birçok kitap ve not bulup daha fazla derinlere inebiliyoruz.

Bir FPS Oyunu Kadar Keyif Verdi

Savaşlardan çok memnun ayrıldım. Sık sık Retro FPS seven bünyeme hitap eden sekanslarla karşılaştım. Build seçenekleri ve karma build’lerin sayısı çok tatmin edici. Stealth odaklı ilerlemeyi severim ama yakın dövüş hissiyatı tok olduğu için bırakamadım. Her bir silah tipinin kendine has ve gerçekçi hissiyatı var. Gerçekçi derken son dönemdeki gereksiz realizm kasıntısından bahsetmiyorum. Ağır silahlar ağır silah gibi, bıçaklar bıçak gibi etki veriyor. Koca kılıçla vurduğum düşmanın 3-5 metre uçması “hohaa” diye nara attırıyor. Ayrıca move set açısından da bu silahlar kendi sınıfları içerisinde ayrılıyor. Örneğin; iki adet ağır kılıç tipi kullandım. İkisi de heavy kategorisinde olmalarına rağmen farklı move set’e sahip. Yani “La kılıçlar aynı, gürzler aynı olsun” diye tembellik etmemişler. 

Her ne kadar çoğunlukla çift elli silahlarla takılmış olsam da (full hasar odaklı) kılıç – kalkan kullanımı neredeyse bir KCD 2 keyfi veriyor. Bu yüzden sık sık kılıç – kalkanlı loadout’a geçiş yaptım. Hakeza parry de aynı tokluğa sahip ve yakın dövüşte bu hareketi iyi bilmek elzem. Bu arada aynı anda 4 silah loadout’u hazır edebiliyoruz: Sol ele ayrı ve sağ ele ayrı büyü/silah atıyoruz. Bunların arasında hızlıca geçiş yapıyoruz. Bir de unutmadan söyleyeyim: İnfaz mekaniği hoş ama insan daha fazlasını ve akıcısını istiyor. 

Tainted Grail’i yeniden oynar mıyım? Bu soruyu yazının sonlarında yanıtlamam gerekir ama evet, oynarım. Bu yüzden ikinci oynayışta kesinlikle büyü odaklı gitmek istiyorum. Hatta yanına az biraz gizlilik de eklenir. Özellikle element odaklı büyülerin etkilerini, düşmanların çektiği acılardan görebiliyorsunuz. Büyü dedin mi göze de hitap edecek ve o açıdan oyun, efektleriyle memnun ediyor. İkinci oynanama sebeplerden birisi de kararında düşman çeşitliliği olur. Bambaşka bir build ile beraber bu çeşitliliği yeniden test etmek isterim.

Savaşlarda sıkıştığımızda günü kurtaran önemli bir mekanik var: King’s Power. Zamanı yavaşlatma, verilen hasarı arttırma gibi doldukça kullandığımız bir buff. Bunu doldurmanın en hızlı yöntemi, bonfire’da dinlenmek. 

Kamp Ateşini Canlı Tutun

Oyunun belki de en Soulslike kısmı bonfire mekaniği. Yalnızca dış mekanlara kurabildiğimiz bu mini kamplar sayesinde seviye atlıyoruz, dinleniyoruz veya yemek pişiriyoruz. Basic için bir şey gerekmiyor. Ancak kamp ateşini 10 adet Ethereal Cobweb ile harlarsanız bu sefer hızlı seyahat, simya ve eşya tanımlama gibi farklı seçenekler de açılıyor. Bunun dışında kamplar, önemli olaylar neticesinde Arthur ile konuşmamızı sağlıyor. Bonfire’da dinlenip dinlenmemek, düşmanların respawn olmasına bir etken değil. Düşmanlar, zamanla yeniden doğuyorlar. Ama bölüm sonu canavarları ya da haydut liderleri bir daha gelmemek üzere öteki dünyada takılıyorlar. Açıkçası respawn olayı, benim sevdiğim bir mekanik değil. Açıkçası Tainted Grail özelinde çok dert etmedim çünkü savaşmak eğlenceli ama Gothic tarzı bir respawn/düşman yerleşim sistemi her zaman tercihim. 

Gelişmiş bonfire ayrıca bizi gecenin tehditlerinden de koruyor (aynı şekilde yerleşimler de korunaklı). Geceler, Dying Light’ın gece tehdidine benzer biçimde tasarlanmış. Wyrdnight dediğimiz bu zaman dilimlerinde düşmanlar bir tık daha zorlayıcı oldukları gibi daha fazla loot, tecrübe ve bolca Ethereal Cobweb veriyorlar. Geceleri Wyrd Knight gibi özellikle düşük seviyede iseniz çok can yakacak düşmanlar da çıkabiliyor. En üst zorluk seviyesinde ise sadece bonfire veya yataklarda uyuyarak oyunu kaydediyorsunuz. Öteki türlü dilediğiniz an save ediliyor.

Karakter gelişimi, o yeteneği ne kadar kullandığımıza bağlı olarak belirleniyor. TES sistemi. Benim de sevdiğim bir sistem ama hazır Gothic sosu varken, bir de bu yeteneklerin ustalarını ekleselermiş tam olurmuş. Oyun dünyası da buna uygun. Yetenek ağacında ilerlenecek birçok dal bulunuyor. Burada açıkçası “Şu da olsaydı” dediğim yetenekler olduğu gibi çok işe yarayanları da var. Keşke dediklerim, genelde hareketlerle alakalı. Eğer yetenekler sayesinde yeni hareketler veya move set’ler açabilseydik kusursuz olurmuş. Ama bu haliyle de iş görüyor. “Aaa karakterim gelişmiyor” hissiyatı yok. 

Seviye atladıkça bir karakter bir de yetenek puanı alıyoruz. Buradaki sistemi sevdim çünkü genelde bir sınıfa odaklanmışken diğer karakter özellikleri pek önemli olmazdı. Ama Tainted Grail için bu geçerli değil. Diğer karakter özelliklerine de ara ara puan vermek gerekiyor. Bu hem bazı ekipmanlar için geçerli (çünkü gereksinim var) hem de bazı skill check’ler için şart. 

Menü Zengin, Doyarak Kalkıyoruz

Ekipman sistemini kesinlikle beğendim çünkü tier mantığından çok ekipman tiplerinin çeşitlendirme üzerine gitmişler. Elbette belli eşya seviyeleri var ama en nefret ettiğim “Bunun moru daha çok hasar verir!!!” vizyonsuzluğu yok. Özellikle unique eşyalar gerçekten harika. Beraber kullanıldığında etkisi artan silahlardan tutun zırh setlerine kadar çok fazla içerik eklenmiş. Zırh ve silahları geliştirip relicler ile güçlendiriyoruz. Build alternatiflerini zenginleştirecek biçimde çeşit çeşit geliştirme mevcut. Bu sayede favori silahınızı uzun vadede kullanıyorsunuz. 

Tüm bunları taşımak için elbette bir limitimiz var ama bunu karakteri geliştirdikçe veya incik boncukla yükseltiyoruz. Yerleşim yerlerine stash’ler de konulmuş. Tainted Grail, bir şeyi burada çok iyi yapıyor o da hemen hemen her bir eşyanın bir işlevi var. Genelde RPG’lerde temel 3-5 iksir kullanır geçerim; üst seviye oyunlar hariç tabii ki. Fakat Tainted Grail’de hemen her eşyayı kullanıp bolca yemek pişirdim, iksir ürettim. Genel arayüz o kadar akıcı ve anlaşılır ki, bunları yapmak hiç zorlamadığı gibi kullanımda da rahat ettim. Yani hem üretim sistemi hem de oyun arayüzü gayet net ve işlevsel. Crafting için gereken tarifleri çevrede ya da tüccarlarda buluyoruz.

At kullanımı var ama anlamsız. Hiç anlatmıyorum çünkü 30 saniye falan kullandım. Aşırı keyifsiz olduğunu gördüm ve bıraktım. Tabanvay çok daha verimli. Fakat çizim kitabı, balıkçılık ve dürbün (<3) gibi ufak aletler; koşuşturma içerisinde nefes aldıran şeyler olmuş. Sevdim. 

Bir diğer anlamsız konu ise ev almak. Gerçekten değinmiyorum bile.

Az Pişmiş Sevmem

Şimdii gelelim en büyük sıkıntıma. Biliyorsunuz Tainted Grail bir erken erişim süreci yaşadı ve iyi de gitti. Fakat bu sürecin sonlarında 1.0 versiyonu için biraz fazla acele edildiğini düşünüyorum ve hatta düşünmüyorum, biliyorum. Act 2’in genellikle sonlarının ve Act 3’ün genelinin daha birkaç ayı varmış. Buralar öyle Starfield gezgenleri yalnızlığına mahkum edilmemiş. O kadar da değil, ehe.

Act 1’in küçük alanlardaki bile yoğunluğunu gördükten sonra acele edildiğini net anlıyorsunuz. Çünkü nereden bakarsanız bakın Act 1’in hemen her köşesinde keşfi ödüllendiren bir yapı mevcut. Boşa harcanmış hiçbir bölgesi yok. Ama mesela Act 2’nin kuzey bölgesi tamamen anlamsız genişlikte. Korkunç bir harita tasarımı. Neyse ki, 2. bölümün çok az bir kısmı buralarda geçiyor ve Act 2 de 1’e yakın bir deneyim sunuyor. 

Act 3 ise haritanın kaba tasarımı olarak yine kötü değil. Ama bu bölümün en büyük problemi de 4 kabilenin hikayeleri dışında bir şey sunmaması. İlk iki bölümdeki o keşif hissi burada bayağı bir baltalanıyor. Gezecek yer yok diye değil. Loot namına çok boş bırakılmış. “Dur şuraya bakayım ne çıkacak?” diye heveslendiğinizde evet bir şey buluyorsunuz. Ama sandığın içinden havuç çıkıyor <3. Act 1 ve 2’de de böyle olsa tamam diyeceğim de orada unique item falan buluyorduk.

Act 3, bu açıdan sıfır değil yine de ama kesinlikle daha fazla işi varmış. Ayrıca oyuncuyu yönlendirme anlamında da son bölümün eksikleri var. Başta çevresel hikaye anlatımı gibi öğeler burada çok az kullanılmış. Bu da sizin atmosferden kopmanıza sebep oluyor. Bu bölümde haydut liderleri bile neredeyse yok gibi. Açıkçası tekrar eden görev mantığında olsalar da bu suçluları takip edip indirmek güzel bir motivasyondu.

Harika Sanat Tasarımı

Teknik açıdan oyun maalesef problemli. Unity ile yapılmış. Bak grafikler kötü değil ve hatta bazı yerlerde çok da hoş ama öyle ahım şahım bir şey de yok. KCD 2’yi sorunsuz ve sıfır takılmayla oynayan sistemimde o kadar alakasız takılmalarla karşılaştım ki, DLSS falan ne varsa açtım. İşin ilginci yine kar etmedi hatta sıfır etkisi oldu <3. Çözünürlük düşürdüm ve yine tatmin olmadım. Sözün özü, optimizasyon kötü değil “değişik”. Bir sorun var ve el atılması şart. Çözülmeyecek bir şey değil ama erken erişim geçiren bir oyunda olmaması gerekiyor. Sesler ve hele hele müzikler ise gayet başarılı. Seslendirmeye de bir “+”. 

Görsel detaylarda en büyük övgüyü ise sanat yönetimine verebilirim. İrili ufaklı bütün tasarımlar müthiş. Haritada dolanırken gördüğüm kocalar yapılar Tainted Grail için oldukça özgün bir hava yaratıyor. Belli ki bayağı bir emek var ve meyvesini de tatlı tatlı vermiş. Keşke daha yetenekli bir fotoğraf modu olsaydı. Çok çok kısıtlı. Üçüncü şahıs bakış açısı da zevksiz.

Son Karar

50 saat civarında bitirdiğim (daha da uzayabilir) Tainted Grail: Fall of Avalon, kesinlikle kusursuz bir oyun değil. 2-3 aylık ertelemeyle çok daha iyi bir seviyede olabilirmiş. Ama geçirdiğim her bir dakikada önüme bir havuç koymayı başardı ve hiç sıkmadı. Tainted Grail inceleme sürecinde de keyif aldım çünkü geriye dönük notlarım da dolu doluydu. İhtiyacımız olan taze, yeni RPG IP’si olarak öne çıkan isimlerden birisi rahatlıkla olabilir. Özellikle keşif hissini, sürükleyici hikayelerini ve oynanışını beğendim. 

Tainted Grail Puanlama

(Visited 114 times, 1 visits today)
Kapat