Boomer Shooter ya da artık Retro FPS mi dersiniz, benim nazarımda bir standardı var. Keyif aldığım tipteki FPS’ler Quake 2, Blood, Duke Nukem 3D, Shadow Warrior veya modern zamanlardan Ion Fury, Titanfall 2 ve Wolfenstein: New Order gibi örneklerden oluşuyor. Yani bana az da olsa akıp giden bir hikaye, ilerleme hissiyatı aldığım bölümler verseler yeter. Arena Shooter tarzını pek sevmem. Az önce kulaklarını çınlattığım Blood’ı bu bakış açısıyla yıllardır oynarım ve neden daha fazla benzer örneğine rastlamadığıma şaşırırım. Neyse ki, Cultic, şaşkınlığıma doyurucu biçimde bir son vermeyi bildi.
Yine Sapkın Bir Tarikat
Cultic, bizi 1963 yılına, New Grandewel adında bir kasabaya götürüyor. Kasaba ve çevresindeki suç oranı, özellikle cinayetler ve kayıplar, tavan yapmış durumda. Bunu araştırmak adına yönlendirilmiş bir dedektif rolündeyiz. Oyunun başında saldırıyoruz ve kasaba kırsalında bir mezarda uyanıyoruz. Blood demiştik değil mi?
Hikaye, iki bölümden oluşuyor. Öncelikle 1. ve 2. bölüm arasında ciddi farklar var. İlk chapter, daha bir Bloodvari ilerlerken, Episode 2’de bolca jumpscare ile süslenmiş korku havası hakim. Temel oynanış elbette değişmiyor fakat oyunun size yaklaşımı ciddi anlamda farklılaştığı için ister istemez sizin de gardınız ona göre şekilleniyor. Fakat ne olursa olsun komple bir paket olarak düşünürsek, Cultic’in baştan sona sorunsuza yakın bir deneyim sunduğunu söyleyebilirim.
Tabancaya Bayıldım
Cultic’te en sevdiğim şeylerden biri kesinlikle gunplay oldu. Silahların hissiyatı son derece tok ve tatminkar. Vuruş hissiyatı çok güzel oturtulmuş. Headshot almak veya tarikatçıları patlatmak bayağı bir eğlendiriyor. Büyülü, uçuk kaçık silahları bu temada bir oyunda asla tercih etmezdim. Neyse ki, oyundaki tüm silahlar normal tabanca ve tüfek türevleri. Ayrıca dinamit ve molotofun önemi çok büyük. Bunun dışında roketatar, bombaatar ve alev makinesi de cephanelikte yer alıyor. Bir de baltadan bu kadar keyif alacağımı düşünmezdim. Yakın dövüşte kullanabildiğimiz gibi bir de fırlatıyoruz ki, böyle headshot almak ayrı bir zevk, ehe.
Silahları geliştirebiliyoruz. Genelde kolay bulunmayan noktalarda silah parçaları buluyoruz. Bunları yine nadir denk geldiğimiz tezgahlarda kullanıyor ve silahlara gerçekten işe yarayan eklemeler yapıyoruz. Fakat dikkatli kullanmakta fayda var zira parçaların azlığından ötürü oyun tarzınıza en çok uyan silahlara yatırım yapmak zorundayız.
Korku öğelerine rağmen Cultic’te oynanış hızlı. Aynı anda tek, ürkünç bir düşman yerine sayıca dezavantajda bırakacak kadar ecinni üzerimize geliyor. Hızlıca kayma hareketi bu anlarda bayağı bir işe yarıyor. Karakterimizin genel hareket kabiliyeti zaten bayağı bir yüksek. Hantal olmaması mantıklı bir tercih olmuş. Mermi bulmak özellikle Episode 2’de daha zor olduğu için hemen her silahı kullanıyorsunuz. Yani öyle standart bir shooter mantığında tek bir favori silahla ilerleme şansınız yok. Üst zorluklarda tahmin edebileceğiniz gibi bu işin önemi daha fazla oluyor.
Fiti Fiti Cultic
Düşman çeşitliliği cıvıtmadan, dengeli bir sayı sunuyor. Ne çok fazla ne de çok az. Her bir düşmanın bir saldırı düzeni var. Bu düzeni öğrenince işler daha kolay oluyor fakat aynı anda birden fazlası saldırınca eller ayaklar birbirine girebiliyor. Açık alanlarda neyse de mağara koridorunda olunca sıkıntı. Fiti fiti gelen parlak gözlülerden nefret ettim zira durduk yere korkutup durdular. Cultic’in tarikatçıları çeşit çeşit. Hemen her silahı kullanıyorlar. Bu olayı da sevdim çünkü sizdeki silahı kullanan başka düşmanlar da var. Bazı oyunlarda eksikliğini hissettiğim minik bir detay.
Bölüm Tasarımları Nefis
Harita tasarımlarına genel olarak bayıldım ve oyuncuyu araştırmaya iten yapıyı sevdim. Bu sayede gerçekten zor denk gelinen gizli bölgelere denk geldim. Keşif hissiyatının en değerli olduğu nokta ise elbette hikaye anlatımına dair öğelere ulaşmada oldu. Etrafta bolca belge bulunuyor ve senaryonun aktarımı sırtını bunlara dayamış. Episode 2’de ara sahnelere az da olsa yer verilmiş fakat Chapter 1 tamamen toplanabilir öğelerle yürüyor. Çevresel hikaye anlatımına dair başarılı çalışmalara ise sık sık denk geliyoruz. Cultic evreni, daha fazla derinliğe istenilirse sahip olabilir fakat bu haliyle oldukça yeterli.
Kasaba ve onun etrafındaki ormanda, madende, alışveriş merkezinde ve farklı tesislerde bulunuyoruz. Buralar çok inandırıcı tasarlanmış; olması gerektiği gibi. Mekanların ince detaylarına kadar düşünülmüş .Bölümlerde genelde illa bir engel karşımıza çıkıyor. Kapalı kapı veya çalışmayan bir makine yüzünden ilerleyemiyoruz. Bu yol bulma sekanslarını beğendim çünkü mantıklı işler yapıyoruz ve harita yerleşim çok doğru olduğu için oyunun bizi çaktırmadan yönlendirmesi hiç göze batmıyor. Bölümlerin parça parça açılması ve katmanlı yapısı sayesinde bir sonraki adımı merak ediyoruz.
Fonksiyonel anlamda bölümlerin temaya uygun biçimde birçok şekle bürünmesi sayesinde tekdüzelik yerine gayet taze bir hava hakim. Bölümlerde geniş alanlar da, dar koridorlar da son derece efektif. Ve birçok bölümde dikey yapıların kullanımı çok iyi planlamış. FPS’lerin ekmeği ve suyu bölüm tasarımı olduğu için buradan pekiyi alması Cultic’e güzel puan kazandırıyor.
Madalyonun Karanlık Yüzü
Episode 2’deki korku ve gerilim düzeyi bir hayli yoğun. Hatta bazı seanslarda sinir bozucu seviyede. İlk bölüme göre tamamen farklı bir hava soluyoruz. Yanlış anlamayın, Episode 1’de de çiçekler, böcekler arasında lay lay zıplayıp hoplamıyorduk. Korku dozunun artması, oyunun tadını daha farklı bir noktaya çekmiş ama bozmamış.
Fakat! Chapter 2, bir yandan çok iyi fakat bir yandan da üzücü. Üzücü çünkü Cultic’in ilk bölümündeki kusursuz denge burada özellikle bazı bölümlerde kaçıyor. Hem harita tasarımı kötü olan 2 bölüm var ve hem de bu bölümlerde ciddi bir dengesizlik hakim. Mekan tasarımlarını ve detayları övmüştüm. Fakat “meh” dediğim o malum bölümlerin birinde gereksiz bir arena shooter mantığı var. Diğeri ise manasız uzun. Oyunun genelinde yapılan birçok iyi hamlenin bu bölümlerde kenara itilmesi deneyimi bayağı bir ilgisiz noktalara taşıyor. Neyse ki, dediğim gibi yalnızca 2 bölümden memnun kalmadım.
Yer yer bölüm sonu canavarlarına denk geliyoruz ama buralarda zorluk bir anda pik yapabiliyor ve bunun pek adil biçimde uygulandığını da söyleyemeyeceğim. Yapay bir zorluk olduğu çok belli ve bu da “Zor ama oynaması keyifli” dedirtmek yerine “La böyle iş mi olur?” diye zırlatıyor. Hani bu savaşlar biraz daha özenilse tam olurmuş.
İlk Bakışta Blood Gibi
Grafikler ve sesler benden tam puan aldılar gibi. Bir tek çevresel seslerde bazen düşmanın yönü sapıtabiliyor. Ancak bunun dışında retro grafikler çok çok iyi. Seslerin ve müziklerin atmosfere katkısıyla beraber grafiklerin etkisi 1-2 katman daha yoğun etki ediyor. Biraz daha fazla ışık ve gölge oyunuyla özellikle Chapter 2’deki korku etkisi daha fazla arttırılabilirdi fakat bu haliyle de teknik açıdan hem retro hem de modern bir tarz tam ayarında tutturulmuş. Ayrıca grafik ayarlarında farklı filtreler var ve atmosfere minik de olsa etkileri oluyor.
Elimizde kesinlikle kaliteli bir FPS var. Chapter 1’i daha fazla beğendim; daha bir homojen oynanış sunuyor. Fakat Chapter 2’nin farklı bir dokunuş yapma çabasını ve bunu da önemli ölçüde başarmasını takdir ediyorum. Yalnızca Boomer Shooter değil herhangi bir Aksiyon oyunundan keyif alıyorsanız Cultic’i de denemeniz gerekiyor. Minimal hikaye anlatımıyla bile bir sonraki bölümde nereye gideceğiz, ne olacak hissiyatını verebiliyor ve aksiyon dozunu çok iyi ayarlıyor.
Oyunda yakaladığım en keyifli anlardan biri de kafayla headshot almamdı. Aşağıdan izleyebilirsiniz.
Diğer incelemeler için sizi buraya alalım. <3











