Yazar 22:01 Makale, Indie Köşesi, Oyun, Türk Bandıralı

4 Kez Bitirdiğim Favori Oyunum: Suzerain

Eyy Rumburg, sen kimsin ya?

Herkesin “unutsam da tekrar oynasam” dediği favori bir oyunu vardır. Ben favori oyunum Suzerain’i unutmayı beklemeden tam 4 kez bitirdim. Saymadım gerçi, 5 de olabilir…

Not: Bu yazıda oyunun DLC’si Kingdom of Rizia‘ya anlam bütünlüğünün bozulmaması için değinilmemiştir. Yani, aslında henüz oynayamadım ama bu da geçerli bir sebep bence :).

Ne olduğu önemli mi?

“Ne oyundur, ne değildir?” tartışmalarını oldum olası sevmedim. Daha doğrusu bir yere varmayacağını bildiğimden enerjimi dahi harcamamayı seçtim. Stray için dönen tartışmaları hatırlayın mesela, bir sonuca varabildiler mi? Benim bu konudaki görüşüm net: Tanımlara takılmaya gerek yok, eğlenip eğlenmediğin önemli olan. Yani eğlenmedikten sonra dünyanın en “oyun” oyununu oynasan ne olur?

Suzerain

Suzerain oynuyorken kendinizi sürükleyici bir kitap okuyormuş gibi hissetmeniz olası.

İlginç bir giriş yaptığımın farkındayım ama bir nedeni var elbette: Suzerain, çok büyük bölümü uzun metinlerden oluşan bir yapım. Ben sağda solda özel olarak görmedim ama kesin Suzerain için de yukarıdaki tartışmaların benzeri yapılmıştır; cevabımı önden vereyim dedim. Oyun mu, kitap mı artık her neyse 75 saatimi geçirdim Sordland’ı yöneterek arkadaş! Şimdi müsaade varsa dur durak demeden Suzerain’i övmeye başlıyorum.

Seni gözüm bir yerden ısırıyor ama…

Başa saralım. Berlin merkezli, içerisinde Türklerin de olduğu bir ekip olan Torpor Games geliştiriyor Suzerain’i. Ekipte Türklerin olması önemli bir detay, çünkü oyunu bu şekilde değerlendirdiğinizde her şey daha anlamlı hale geliyor. Bu ekip, Sordland isimli pek de hayali olmayan bir ülkeyi merkeze alarak kocaman bir evren yaratıyor. Sordland’ı politik, ekonomik ve sosyal açılardan ele almakla kalmıyor, ülkenin sınır komşularını ve dünyadaki uluslararası organizasyonları da detaylıca tasarlıyorlar.

Suzerain

Berlin merkezli Torpor Games, içerisinde Türklerin de olduğu bir ekip.

Ekip, karakterleri tasarlarken de aynı özeni gösteriyor. Başta karakterimiz Sordland’ın 4. Cumhurbaşkanı Anton Rayne olmak üzere, bütün karakterler arka planları doldurularak Suzerain evrenindeki yerlerine yerleştiriliyor. Ve tüm bunların ışığında oyunu oynadığınız her saniye, Sordland’ın aslında Türkiye’den esinlenilerek tasarlanmış olduğunu ve karakterleri de aslında yine yakından tanıdığınızı anlıyorsunuz.

Suzerain

Suzerain, oyuncuları Nazım Hikmet Ran’ın mısralarıyla karşılıyor.

Suzerain’in benim için en çekici noktası tabii ki buydu. Oyun boyunca Sordland ile Türkiye arasında bağlantılar kurmaya çalışmak, diyalog ve karakterlerde o ince detayları yakalamak bir oyunda her gün yaptığımız şeyler değil sonuçta. Bunun üstüne yazım kalitesini ve senaryonun akıcılığını da eklediğimizde ortaya çıkan iş bambaşka bir hal alıyor zaten.

Koltuğa oturmadan önce

Sordland’ı yönetme maceramızda bize ülkenin yeni seçilen 4. Cumhurbaşkanı Anton Rayne eşlik ediyor. Daha doğrusu biz ona. Neyse, başkanlık koltuğumuza yayılmadan önce yaptığımız seçimlerle Rayne’in arka planını belirliyoruz. Burada yaptığımız seçimler oyunun sonuna kadar bizimle beraber geliyor, aman dikkat!

Suzerain

Sordland’ın çiçeği burnunda 4. Cumhurbaşkanı Anton Rayne ile pek çok yönüyle Türkiye’yi andıran ülkeyi yönetiyoruz.

Rayne’in gençlik yıllarında yaptıklarını ve genel ideolojisini öyle körlemesine belirlemiyoruz tabii. Oyun burada Sordland’ın geçmiş tarihinden ve bizi başkanlığa götüren süreçten detaylıca bahsediyor, biz de yolumuzu bunlara göre şekillendiriyoruz. Sağ – sol kavgasından zamanında çok çekmiş bir ülke Sordland; Tarquin Soll isimli general yönetimi devralana kadar – buradaki Türkiye referansını söylememe gerek yok herhalde – ciddi çatışmalar yaşanmış ülkede. Rayne’in ideolojisini de ister Sordland örneğinden ister kendi politik görüşünüzden yola çıkarak belirliyorsunuz kısaca. Tabii işe rol yapma gözüyle bakıp bambaşka şeyler de deneyebilirsiniz. Ki, Suzerain’in tekrar oynanabilirliğinin bu kadar yüksek olmasının başlıca sebebi de bu.

Suzerain

Oyunun başında yapacağınız seçimler önemli.

Oyunun başında yapacağınız seçimlerin önemli bir tarafı daha var: Seçmenler ve kabineniz seçim öncesinde verdiğiniz vaatlere uymanızı bekliyor. Bu yüzden ülkenizi yönetmeye başlamadan önce göçmen meselesini nasıl ele alacağınızı, ekonomide izleyeceğimiz yolu vs. iyice düşünerek belirlemelisiniz ki, sonradan zor durumda kalmayasınız.

“TRT’yi de satacağız!”

Ben içimdeki işletmeciyi durduramayarak Sordland’ı neredeyse her sefer küçük bir ABD’ye çevirdim. Arada bir kez de farklılık olsun diye sosyal devlet yaratma maceram oldu tabii. Komünizme ise elim hiç gitmedi ama bu sizin hayalinizdeki kıtlığı yaratamayacağınız anlamına gelmiyor :).

Suzerain

“Liboş Rayne”

Şaka bir yana, Sordland’ı pek çok farklı görüş ve ideolojiye göre yönetebiliyorsunuz kısaca. Burada yaptığınız seçimlere göre senaryonun değiştiğini söyleyemem ama kararlarınız oyunun sonunu etkiliyor kesinlikle. Kapitalizm maceralarımın her biri farklı sonuçlandı mesela. Suzerain’in bir diğer başarısı da “Acaba?” sorusunu oyun boyunca defalarca kez, her seferinde bir öncekinden daha şiddetli sordurması. Evet, günün sonunda yolunuza yaptığınız seçimle devam ediyorsunuz ama ya öteki seçenek? Acaba onu seçseniz daha mı iyi olurdu? Yaşadığınız bu ikilemler sizi günün sonunda Anton Rayne ile başkanlık koltuğuna ya bambaşka bir kimlikle ya da bambaşka bir hedefle yeniden oturtuyor. Böyle böyle tam 75 saat geçirdim ben Suzerain’de; hey yavrum hey!

“Mazot 1 TL olacak!”

Suzerain’de ülkenizi yönetirken dikkat etmeniz gereken çeşitli parametreler var ve bunları bazı yönetim mekanikleriyle kontrol altında tutmaya ya da iyileştirmeye çalışıyorsunuz. Oyun bu kısımları size senaryolaştırarak sunuyor tabii; değiştirmek istediğiniz anayasa için diğer partilerle sayısız toplantı yapıyor, tasarının geçmesi için onların desteğini almaya çalışıyorsunuz mesela. Yapmak istediğiniz bazı değişiklikleri beğenmediklerinde bunları revize ediyor ve bazı konularda tavizler bile veriyorsunuz. Suzerain’in detaylı bir senaryoya sahip olması bu açıdan harika işte. Bu süreci tek başına bir oyun ekranında yürüttüğünüzde her şey iki boyutlu kalacaktı belki. Senaryo ise oyuncuya hem ciddi bir rol yapma imkanı tanıyor hem de vereceğiniz kararları çok daha derinlikli bir hale getiriyor.

Suzerain

Oyunda Sordland halkı sizden çeşitli reformlar bekliyor.

Anayasa örneği üzerinden giderken asıl anlatmam gereken şeyleri atladım bu arada. Oyundaki başlıca iki parametre, Sordland’ı yönetirken kullandığımız hükümet bütçesi ve çeşitli meseleler için kullandığımız – öhöm rüşvet – kişisel servetimiz. Bunları harcarken ayrı ayrı çok dikkatli olmamız gerekiyor. Hükümet bütçesinde tabii ki tüyü bitmemiş yetimin hakkı da var ama gereksiz harcamalar Sordland’ın içinde bulunduğu ekonomik krizi daha da derinleştirebiliyor. Aynı şekilde kendi kişisel servetimizi düzgün yönetmemiz de başkanlık koltuğundan kalktığımız veya kaldırıldığımız zaman nasıl bir hayat yaşayacağımızı etkiliyor.

Suzerain

Aldığınız kararlar ve ülkenin güncel durumu, gazetelerin ideolojilerine göre farklı şekillerde anlatılıyor.

Hükümet bütçesini iyi kullanabilmek büyük oranda rasyonel olmaktan geçiyor tabii. Bunun için de popülist vaatlerden uzak durmanız ve ekonomik parametrelerinizi güçlendirecek hamleler yapmanız gerekiyor. Mesela çevreyi korumaya yönelik yasalar hem sanayideki çıktıları etkileyeceği hem de ciddi bir maliyeti olacağı için krizdeki bir ülkede teorik olarak hayata geçmemeli. Ama halkınız bu ve benzeri konularda sizin kadar rasyonel düşünmüyor doğal olarak. Burada dengeyi kurmalı ve belki bazen de gerçekten vicdanınızın sesini dinlemelisiniz. Diğer muz cumhuriyetlerinin aksine vatandaşlarınızın açlık sınırının üstünde maaşlar almasını sağlamak gibi…

Kapanış

Suzerain’e, Sordland’ın içinde barındırdığı göndermelere ve ülkeyi hangi ideolojilerle ne şekilde yönetebildiğimize dair daha uzun uzadıya konuşabilirim ama oyun yukarıda da belirttiğim gibi bir senaryo üzerinden ilerliyor; spoiler vermesem bile bazı unsurların sürpriz olarak kalmasını istiyorum. “Türkiye’den beslenen bir oyunun neden Türkçe dil desteğine sahip olmadığına” yönelik eleştiriler de yazıyı hazırlarken aklımdaydı bu arada. Genel olarak oyunların Türkçe olmasını beklemek yerine iş hayatında da büyük fark yarattığı için yabancı dil öğrenilmesini tavsiye ediyorum normalde ama bu oyun özelinde durum farklı.

Türkçe dil desteği denince akla gelen muhtemelen ilk isim olan Disco Elysium da bir diğer favori oyunum bu arada. Onu da Suzerain gibi 75 saat oynadığımı fark ettim bu yazıyı hazırlarken; uğurlu sayım – belki de öleceğim yaş falandır – olsa gerek. Tabii onun için bir şeyler karalamaya hala hazır değilim, her köşesinde kendimden çok özel parçalar bulduğum için. Bakalım, belki 75’i 100’e tamamlar kurduğum rakı masası eşliğinde Disco Elysium’u da anlatırım burada bir gün…

(Visited 186 times, 1 visits today)
Kapat