Ahoy
Oyunlar açısından keyifli bir dönem geçiriyorum. Biri bitiyor, biri başlıyor ama asla “Ay ne oynasam” moduna da girmiyorum; bu nefis. Hayal kırıklıklarım da var elbette ama özellikle bağımsız tarafında rüzgar resmen fırtına tadında ve backlog’umda üst sıralarda oynamayı bekleyen oyun sayısı bir hayli fazla. Bu hafta da özellikle Adventure türünde yenilerinin eklendiğini görmek sevindirici.
17-23 Kasım’da çıkacak oyunlar elbette Stalker 2 ile beraber parlıyorlar. Sayıca az gibi görünseler de nitelik olarak kesinlikle güzel bir hafta. E S2’nin de karşısında çıkmasınlar yav, ehe. Threshold, Summa Expeditionis, Luma Island, Cybertrash Statyx, Everholm ve World of Football beğenimi kazandı. Alaloth’un da erken erişimden çıkacağını unutmayalım; bekliyorum bayağıdır.
S.T.A.L.K.E.R. 2: Heart of Chornobyl
Geldik zırt dediğimiz yere. Son birkaç aylık periyodun en çok beklediğim oyunu. Genelde bu gibi büyük hype yaratan oyunlara Dürbün’de çok fazla yer vermeyi tercih etmesem de (herkes her şeyi biliyor diye) istisnalar her daim keyifli oluyor. Üçlemenin üzerinden geçen yıllardan sonra elbette hikaye tarafında çok fazla eksiğim vardı. Bunları da sağolsun recap videoları ile çözdüm. Oyunun 60 kilometrekareden daha fazla bir alanda geçeceğini düşünürsek, uzun ve soğuk gecelerin de bizi beklediğini ön görebiliriz.
İlk oyunların ve harika modlarının yapamadığı şeyleri yapabilecek mi? Asıl soru bu elbette. Oyunun tamamen hand-crafted olarak tasarlanması benim için en büyük heyecan noktası. Haritanın büyüklüğünü de buna ekleyince konuşulan oynanış süresi yalnızca ana hikaye için 40 saatlere falan geliyor. Yapay zeka, hayatta kalma mekanikleri ve çılgıncasına artan silah alternatifleri için farklı bir keşif hevesim var. Açıkçası uzun süreye yayaraki keyif ala ala bitirmek istiyorum zira bunu da hak ediyor. Yalnız çıkıştan önceki Nvidia fragmanında bile stutter olması ürkütmüyor değil; sakin dur lütfen UE 5. 20 Kasım’da Bloodsucker kardeşlere “maalesef yine” merhaba diyeceğiz.

Ancient Mind
Bu aralar benzer görüş açısına sahip 2D oyunlardan yana hem ilgim hem de bahtım fazlasıyla açık. Ancient Mind da beni bu açıdan meraklandırıyor. Klasik Zelda formülüne sahip olacak fakat bolca modern dokunuşlar içerecek. Bolca zindan, bulmaca ve düşman içerecek. Ama buradaki en keyifli noktalardan birisi algılarımızı zorlayacak ve dikkat etmemizi gerektirden türden engeller çıkaracak olması. Haritada çizgisel bir tasarım uygulanmamış; gidiş yolunda özgür olacağız.
Zeldavari bir oyunda elbette bolca zindan yer alacak. Buralarda can barımızı sıfıra indirmek için bekleyen bir sürü zorluk yer alacak. Oyunda genel bir loot mantığı yerine sürekli yenilerini elde ettiğimiz geniş bir ekipman havuzu yer alacak. Meşale, kanca, ok – yay ve kılıç gibi klasik ekipmanların yanına yenilerini ekleye ekleye karakteri geliştireceğiz. Bulmacalar, yukarıda yazdığım gibi yalnızca bir şeyleri çözmek üzerine kurulmayıp algımızı işin içine dahil etmemizi gerektirecek. 20 Kasım’da Nintendo’nun PC inadına küfrederek, tilkileri bağrımıza basacağız.

Loco Motive
Uzun zamandır gördüğüm en keyifli pixel art çalışmalarından birisi. Öyle de harika animasyonlar ile süslenmiş ki, otur izle. İlk bakıştan anlayacağınız gibi bir Point & Click Adventure. Türün pik yaptığı 90’lar vibe’ını bana fazlasıyla verdi. Bunu biraz da yine o dönem çok meşhur olan 1930’lar teması sağlıyor. Trendeyken gerçekleşen bir cinayetin ortasında kalacağız ve üç farklı karakter ile bunu çözmeye çalışacağız.
Eşyalar üzerine kurgulanan bir bulmaca sistemi olacak ve biraz kafa karıştıracak. Hangi zımbırtıyı nereye sokacağımızı bulmaya çalışacağız yani. Öte tarafta trende birçok ilginç karakterle karşılaşacağız. Üç karakterimiz de farklı farklı tipler olduğu için oynanışta da orjinal dokunuşlar bekliyorum. Kontrol sisteminde karakteri direkt kontrol edebileceğimiz gibi klasik point & click metodunu da kullanabileceğiz. Harika grafiklere Paul Zimmermann imzalı müzikler ve seslendirme eşlik edecek. 21 Kasım’da Dedektif Nik gibi takılacağız; über dinozorlar bilir, ehe.

ICBM Escalation
Son dönemde malum savaş durumlarından ötürü çok duyulan ve ürküten ICBM yani kıtalararası balistik füze konulu bir Strateji; bir devam oyunu. Ancak daha önce çıkan nükleer savaşa odaklanan stratejilerden daha bir farklı. Bu sefer Grand Strategy öğeleri de içerecek. Yani yalnızca düğmeye basıp Kim-Jong reisçilik oynamayacağız. Ordular kuracak, yeni teknolojiler geliştirecek, stratejiler kurgulayacak ve sonunda kitle imha silahlarına başvuracağız.
Oyunun hem nükleer hem de konvansiyonel savaş kısımları oldukça detaylı. Kara, hava ve deniz araçlarını Dünya haritası üzerinde akıllıca kullanmak zorundayız. Yapacağımız hamleler sonucunda toprak kaybedebilir veya kazanabiliriz. Geniş bir teknoloji ağacı olacak ve güçlenebilmek adına doğru alanda ilerlemek şart olacak. Oyunda yalnızca savaşmak değil diplomatik ilişkilerde hamleler yapmak da gerekecek. Malum, koca Dünya’ya kafa tutmak kolay olmayacak. 21 Kasım’da Kuzey Kore’yi seçiyor ve biricik liderimizin yolunda kararlı adımlarla ilerliyoruz.

Mercury Abbey
Karakterler ve kapak görseli açısından temelde Ancient Mind ile aynı olsalar da oyun olarak bir hayli farklılar. Tür ve konu olarak da Loco Motive ile benzerlikler taşıyor. Pek uyumlu bir haftadayız <3. Mercury Abbey, Tales of the Neon Sea’nin geliştiricisi tarafından yine aynı pixel art kalitesine sahip bir oyun. Karakterlerimiz her ne kadar sevimli köpekler olsalar da karanlık bir gizemin peşine düşeceğiz.
2D Platform tadında bir oynanış olsa da aksiyon odaklı bir yapı olmayacak. Yalnızca bu bakış açısından faydalanacağız. Yalnızca şehirde değil orman, maden, harabe gibi birçok farklı mekanda bulunacağız. Ortada bir lanet gezindiği için okült mevzular bir hayli fazla olacak. Bu gizemi ortaya çıkarabilmek için ipuçları ya da objeleri toplayıp doğru sonuca ulaşmaya çalışacağız. Diyalog yoğunluğu oynanış videolarına göre fazla olacak ki, tür için doğal bir şey. Tıpkı Loco Motive gibi sırf harika sahneleri için bile bende oynama motivasyonu oluşturuyor. 22 Kasım’da oyunu bitirdikten sonra “Bir haftaya bu kadar gizem yeter” diyip BOPS 6’ya da geri dönüp boş boş kafaya sıkıyoruz.

Bir sonraki Dürbün’de görüşmek üzere!









