Geçtiğimiz haftanın konusu Game Awards idi ve malumunuz Larian Studios, Baldur’s Gate 3 ile 2023’ün En İyi Oyunu ödülü de dahil olmak üzere toplam 6 ödül aldı. Uzun yıllardır niş sayılabilecek bir kitleye sahip olan firma, Original Sin serisi ile daha fazla kişiye ulaştı ve Baldur’s Gate 3’le tam anlamıyla herkes tarafından tanındı.
Baldur’s Gate 3, pek çok açıdan müstesna bir örnek. Oyun, bir kere Larian için çok güzel bir fırsattı; halihazırda CRPG türü için aşırı önemli olan bir markayı devam ettirme şansını yakaladılar. Original Sin ile yakaladıkları ivmeyi düşününce, bu hiç de şaşırtıcı olmadı tabii. İşleri elbette zordu. Zira, ilk oyunların başarısının devamını kurgulamak kolay değildi bir kere. Ek olarak, RTWP’yi bırakıp, kendi sıra tabanlı sistemlerine geçmeleri de BG markası için radikal bir değişiklikti. Ancak BG, Larian gibi sakin sakin yükselen bir firma için biçilmiş kaftandı. Yani oyun da firma da aslında birbirlerine bakıyordu. BG3’ün, 2023’ün en iyi oyunu olması da aslında tüm bu “planlı” denk gelişler sayesindeydi.
Ultima Merakı
Şimdi, bu adamların istikrarına dair en güzel analizi, geçmişlerine bakarak yapabiliriz. Tamamen aklımda kalan detaylara dayanarak, azıcık da merak ettiğim konularda Youtube’dan yardım alarak, mini bir “geçmişe yolculuk” planladım. İlerleyen zamanlarda BG3 incelemesi de gelecek tabii ki. Ayrıyeten, fırsat ve daha doğrusu vakit bulunca da bir Larian külliyatı oluşturmayı planlıyorum. Ama şimdilik bu yazıdaki notlarımla idare etmek durumundayım.
Ultima VII oynadıysanız, Larian’ın her bir oyununda yer alan esintileri fark etmişsinizdir. Zira kurucu abimiz Swen Vincke, oyuna saplantı derecesinde aşık biri. Swen abi, ilk oyunlarından beri, teknoloji ne kadarına el verdiyse, her fırsatta Ultima VII formülünün gelişmesini sağladı. Hatta oyuna o kadar takık ki, 1992 yapımı olan bir oyunun yapamadığı ne varsa kendi oyunlarına eklemeye çalıştı. E, sonunda da taş gibi bir Larian Studios kütüphanesi oluştu. Bu arada Larian’ın kuruluşu 1996’dır; uzun ama verimli bir geçmişleri var.
Divine Divinity (2002) & Beyond Divinity (2004)
Divine Divinity ile daha ilk çıktığı yıl falan tanıştım; yaş 17 o sıralar. Bayağı severek oynayıp bitirmiş, birkaç yıl sonra da serinin diğer oyunları vasıtasıyla tekrar ziyaret etmiştim. Hatta en son, duymaktan bıktığınız “bilgisayarımın bozulma” dönemimden önce oynuyordum. O yüzden Larian’ın geçmiş oyunları arasında en taze hatırladığım DD’dir.
DD, ilk bakışta bir ARPG gibi duruyor. Temasını da göz önünde bulundurarak “La Diablo çakması bu.” deme şansınız var yani. Ama alakası yok; oyun tamamen CRPG. Aşırı derecede sağlam, detaylı ve Larian’ın yeni oyunlarını oynamış ama eskilerine bakmaya fırsat bulamamış oyuncular için fazlasıyla tanıdık. Çünkü, Original Sin veya BG3’te gördüklerinizin en temel halleri (başta mekanikler ve çeşitli hikaye anlatım teknikleri olmak üzere), DD ile hayatımıza girdi. Bunda da yine Ultima VII formülünün etkisi var. Oynanış basit gibi dursa da karakter özelliklerinin arka plandaki işleyişi ve etkisi, ARPG türüne göre daha derin. Diyalog yoğunluğu, görevlerin alternatifli yapısı ve karakter gelişimi gibi detaylar da muazzam.
İkinci oyun ise DD’ye göre bir vites geride. Ama hakkında gereksiz eleştiriler de yok değil. Çift karakter mekaniği yer yer zorlasa ve oyuna genel olarak bir dengesizlik hakim olsa da sunduğu deneyim yine Larian kafası. Genel yapı ve teknoloji ise ilk oyuna çok yakın.
Elimizde iki adet çıkış oyunu var. İkisi de bilineni geliştirerek belli bir fan kitlesi edinmeyi başarmış ve en önemlisi de Larian’a “Buradan alır yürürsün.” diyebilmiş.
Divinity II: Ego Draconis (2009)
Bunu da ayrı severim. Yenilenmiş sürümü de var bu arada; birçok iyileştirme içeriyor. Konsepti tamamen farklı. Aksiyon – RPG’ye dönüyoruz. Eurojank “laneti”, kendisini burada da gösteriyor ama severiz; tadında odunsuluk keyiflidir. Oyunun Larian’ın elinden çıkmış tek aksiyon işi olması bir yana, benzer mekaniklerdeki rol yapma oyunlarına göre de ciddi farkları var. Fark da denemez aslında, Larian dokunuşları. Parça parça geniş alanlardan oluşan bir dünyası var, yani tamamen açık dünya değil. Ancak bu dünyanın içerisinde yer almak yine de çok keyifli.
Eğlenceyi katlayan bir diğer benzersiz unsur da ejderha formuna geçip uçup kaçabilmemiz. Evet, oyunda önemli miktarda ejderha savaşı mevcut. Larian’ın kendine has üslubu, aksiyon mekanikleri ve ejderha formuyla birleşince, ortaya oldukça güzel bir formül çıkıyor. Kesinlikle yenilenmiş sürümünü oynayın derim. Bir de Dragon Commander diye, benim çok fazla vakit ayıramadığım, Strateji – Aksiyon hibriti bir yan oyunu da bulunuyor.
Divinity: Original Sin (2014) & Divinity: Original Sin 2 (2017)
Geldik asıl mevzuya. Larian’ın geçmiş ve gelecek ile olan köprüsünü, aha bu ikisi kurdu. İkisi de Kickstarter ile hayata geçirilen projelerdi; hatta ikinci oyunun kampanyasına ben de katılmıştım. OS, o kadar iyiydi ki… Daha önce, masaüstünde yakaladığım özgürlüğü bu denli başarılı biçimde dijitale aktarabilen bir oyunla – Neverwinter Nights hariç – karşılaşmamıştım. Neverwinter’ı büyük büyük yazdım çünkü o da başka bir dosya konusu olabilecek nitelikte.
OS 2 de aslında aynı yapıyı korumasına rağmen her şeyin daha iyisini, kusursuz bir biçimde sunmuştu. Birçoğunuz zaten seriyi oynamıştır ve yapı olarak BG3’e ne kadar benzediğinin farkındadır. Bana göre OS 2 de en az BG3 kadar başarılı bir oyundur bu arada. Ama işte, ana akıma adım atmadan adama kolay kolay GOTY ödülü vermiyorlar.
Aslında OS serisi, yakın dönemde piyasaya çıkan Pillars of Eternity ve Pathfinder ile birlikte, CRPG için ciddi bir “yeniden doğuş” döneminin de habercisiydi. Elbette 2010’lu yıllarda bu üç ismin dışında birçok bağımsız CRPG de çıktı ve gayet başarılı oldu. Yani, son dönemdeki bu rüzgarı tek bir firmaya ya da oyuna bağlamak da haksızlık olur. 90’lı yıllar, nasıl ki tür için unutulmaz isimlere ev sahipliği yaptıysa, son 10-15 yıllık dönemde de benzer kalite ve hatta daha da iyisi mevcut. BG3’ün 2023’ün en iyi oyunu olması, ileride belki Soulslike gibi bir akımın daha başlamasını tetikleyebilir.
2023’ün en iyi oyunu, cesur adımlar ile geliştirildi
Bak şimdi, Bethesda’yı severim. Tüm oyunlarını da severek oynadım ama işin “formül” kısmında hep aynılar. Buna kısıtlı süre deneyim ettiğim Starfield da dahil gibi. Sürekli olarak aynı düzlemde ilerliyorlar, kalın ancak parlak kabuklarını pek kırmıyorlar. Kıramayacaklarından da değil ha. Bunu bir başarsalar ortaya gerçekten çok fena sonuçlar çıkar; çıkartmıyorlar. Bu yüzden 2023’ün En İyi Oyunu ödülü listesinde Starfield’ı göremedik mesela. Dediğim gibi, içerisine tam anlamıyla girme şansım olmadı ama yine de bir durup düşünmek gerek.
Yukarıda 4 oyun saydım, birinden de detaylıca bahsettim. Larian, her bir oyununda tek bir temel felsefeye bağlı kaldı. Neydi? Ultima VII ve onun oyun dünyasına kattıkları. Tabii bu temel felsefeyi hep geliştirmeye çalıştılar ve hemen her oyunlarında da yeni bir şeyler denemekten korkmadılar. Divinity serisinin içerisinde bile birbirinden farklı 3 tarz mevcut. İşte, Larian’ın başarısının sırrı da aslında bu: Bethesda’nın aksine cesur davranmaları ve oyunlarının mantığını oluşturan fikrin zamanın ötesinde olması. Aksiyon oyununa RPG sosu dökmüyorlar; rol yapma hissiyatını en doğru biçimde nasıl verebileceklerse, oyunu o şekilde tasarlıyorlar.
Bir diğer nokta da şirketin yapısında yatıyor. Larian Studios’un bünyesinde çalışan 500’e yakın personel var. Bu, gerçekten çok ciddi bir rakam ancak kendileri çalıp kendileri oynuyorlar; herhangi bir büyük yayıncının altında değiller. Bu da onlara ana akımın dışında işler yapabilmelerini sağlıyor. Gerçek bir RPG geliştirebiliyor ve bunu istedikleri üslupta sunabiliyorlar. Böylece konu 2023’ün en iyi oyununa geldiği zaman, göğüslerini gere gere “Yeaaa yaptık işte bir şeyler <3.” diyebiliyorlar.
Mini dosyamızın sonuna geldik. Bundan sonraki süreçte de benzer kafada içerikler üretmeye devam edeceğiz. Ancak gerçekten bir fikrimizin olduğu ve kendi deneyimlerimize dayanan konularda kafanızı ütüleyeceğiz. Değerli vaktiniz için teşekkürler efenim.









