Atlattık bir Steam indirimini daha. Bu sefer yok almayacağım, etmeyeceğim moduna pek girmedim. Zira, dolar kuruna geçişi artık normalleştirmemizden ve maaş/gelir artışından ötürü bazı oyunlar “Lan cidden ucuz bu?!?” dedirtti. Neyse, yine fena bir alışveriş yapmadım. Bazı oyunları Epic’teki fiyatından bile daha ucuza aldım, ehe.
Bu hafta çıkacak oyunlar, bize adeta bir 2D festivali sunacak: Dürbün’deki istisnasız tüm oyunlar 2D Platform veya Aksiyon. Böyle bir tür dominasyonu nadir gelir. Arada Nobody Wants to Die, Dungeons of Hinterberg ve Flintlock – son ikisi Game Pass day one – gibi yoğun biçimde PR’ı yapılan isimler de var. Onları pek anlatmama gerek yok zira, zaten birçok oyuncu tarafından bekleniyorlar. Diğer gözüme çarpanlar ise Schim, Old School Rally ve Norland. Gayet nefis bir hafta.
14-20 Temmuz’da Çıkacak Oyunlar
Fallen Leaf
İlk “ikideee” oyunumuz Fallen Leaf. Uçuk kaçık derecede fantastik bir evreni var; özel güçler, bir adet süper kötü, farklı oynanabilir karakterler ve bolca upgrade seçeneği içeriyor. Oynanış için hızlı bir yapı belirlenmiş ve en azından görüntülerde gördüğüm kadarıyla, düşman çeşitliliği bu yapının tuzu biberi olacağa benzer. Ayrıca oyunun genel içeriği de bayağı dolu duruyor.
Silah olarak oyunda ilerledikçe geliştirebileceğimiz bir eldivene sahibiz. Yan silahlar ve güçlerle birlikte saldırı alternatifimiz bol. Ayrıca oyunda ilerledikçe farklı tarzlara sahip yeni karakterlerin de kilidini açacağız. Fallen Leaf, 4 ana bölgeden oluşacak ve bu bölgelere gidiş rotamızı kendimiz belirleyeceğiz. Yolumuzun üstünde çeşitli yerleşim yerlerine ve NPC’lere rastlayacağız; lineer bir yapı sunulmaması hoş. 15 Temmuz’da, yani yazın ortasında, “sonbahardan önce kopan bir yaprak” misali oradan oraya savrulacağız. Şiirsel <3.
Gestalt: Steam & Cinder
Bu arkadaş uzun zamandır radarımda. Steampunk bir evrende, bir paralı askeri canlandırıyoruz. Bir elimizde kılıç, bir elimizde tabanca; hem yakında hem de uzak mesafede can yakıyoruz. Tüm bu alet edevatı geliştirebiliyor ve topladığımız puanlarla seviye atlıyoruz. Seviye atladıkça yeni yetenekler kazanıyor ve bu yeteneklerle istediğimiz gibi bir build oluşturuyoruz. Oyunun bir mini RPG tarafı da var yani.
Gestalt’ın dünyası geniş tutulmuş. Bölüm ve tema çeşitliliği güzel duruyor; oyunun Steampunk temasından ötürü, şehirleşme ve teknolojiye dair ögelere sıkça denk geleceğiz. Oyunda öyle dangır dungur aksiyona girmeyeceğiz bu arada. Hikaye anlatımında diyaloglara bolca yer verilmiş ve içi dolu bir öykü bizi bekliyormuş. Görsel tarafta ise hem el çizimleri hem de animasyonlar müthiş. Zaten oyun ilk başta dikkatimi de bu şekilde çekmişti. 16 Temmuz’da düşmanlara bol bol buhar banyosu yaptırmaca ^^.

Yayıncı: Fireshine Games
16 Temmuz'da çıkıyor.
Bo: Path of the Teal Lotus
Temamız Bō ile direkt değişiyor ve bir anda Japon folkloruna adım atıyoruz. Eğer bu kültüre ilginiz varsa, el çizimi grafiklerin de etkisiyle birlikte masadan doymuş bir biçimde kalkmanız olası. Oyunun nefis göründüğü kesin. Öte yandan daha ilk bakışta, hele aksiyon kısımlarında Ori’den ilham aldığı ortada. Ori’yle de türdeş zaten.
Japon kültürüne dair ögelerle karakterimizi geliştirecek ve yeni yollar açabileceğiz. Bu da yeni bölgeler, yeni NPC’ler ve elbette yeni görevler demek. Peki ne bu “Japon kültürüne dair” öğeler? Mesela çaylar var; farklı çaylar ile farklı güçler kazanacağız. Bu tip eşya veya bitkilerin her biri bize yeni bir yetenek sunacak. Bazısı hareket kabiliyetimizi artıracak, bazısıysa yeni saldırıların kilidini açacak. Bō bu arada bayağı hareketli ve cevval bir tip. Oynanış zaten hızlı da karakter de öyle Ori gibi naif bir tip değil yani. 17 Temmuz’da sanırsam kendimizi bir Okami, bir Ori oynar gibi hissedeceğiz.

Yayıncı: Humble Games
17 Temmuz'da çıkıyor.
Corsair’s Madness
Mundus Novus’un konsepti doğrultusunda korsanlar sevilir, korunur ve kollanır. Corsair’s Madness, bu haftanın kadrosundaki en düşük prodüksiyonlu oyun gibi görünse de az biraz inceleyince eğlenceli yönleri hemen fark ediliyor. Bir kere korsanız, kaptanız. Gemimiz karaya oturuyor ve bunun neticesinde kendimizi yapayalnız buluyoruz. Tayfamız kayıp. Dolayısıyla birinci önceliğimiz adamlarımızı yeniden bulmak olacak.
Oynanışı iki farklı karakter ile zenginleştirmişler. Kaptan ile bulmacaları çözüyor, klasik platformer kafasında takılıyor, gizli bölgeleri keşfediyor, ekipmanlarımızı geliştiriyor ve deniz savaşlarına katılıyoruz. Possessed veya “ele geçirilmiş” ise daha hızlı bir oynanışı beraberinde getiriyor ve özel hareketler yapabiliyor. Haritada daha hızlı yol alabildiği gibi bölüm sonu canavarlarına karşı da daha etkili. Yapımcı, çeşitliliğin düşman tarafında da olduğunu vurguluyor. 17 Temmuz’da karaya falan oturursak hiç önemli değil. Affedersiniz götümüz bi su görsün yeter; hava leş gibi.
Meifumado
Kickstarter’la hayat bulan ve her ne hikmetse KS sayfasındaki bilgilerin hiçbirini Steam’e eklemeyen bir Aksiyon – RYO. Beni direkt oynanış görüntüleri etkiledi ama neden Steam’e hiçbir şey yazmadıklarını anlamadım. Zira oyunun içeriği de sağlam hype yaratacak cinsten. Bir kere videoda savaş sistemini görmüşsünüzdür: Hareketler, tempo, animasyonlar ve çeşitlilik müthiş. Meifumado, hikaye falan hiç olmasa, dümdüz aksiyon oyunu olsa bile alınır oynanır. Ama vaat edilen daha sürüyle içerik var.
Oyunun RPG mekanikleri sığ olmayacak. Tuttuğumuz tarafa ve yaptığımız seçimlere göre gidişat değişecek. Derin savaş sistemini bir sürü silah, yan silah ve ekipman destekleyecek. Fatality tarzı bitirici hareketlerle de “sanatımızı” süsleyeceğiz. Crafting sistemiyle daha güçlü eşyalar üretebilecek ve haritada dilediğimiz şekilde gezebileceğiz. Büyük bölgeler, Metroidvania tarzında kademe kademe açılan daha ufak bölgelere ayrılacak. Post-apokaliptik tema, Japonya’yla harmanladığı için oyun boyunca bolca Uzak Doğu esintisi hissedeceğiz. 18 Temmuz’da Sekiro özlemimizi Mad Max sosuyla gideriyoruz.
Bir sonraki Dürbün’de görüşmek üzere!












